Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rüya

Sabah vakitleri. Hiç bilmediğim bir coğrafyada yürüyorum.
Karşımda hiç tanımadığım türlü türlü, saçma sapan engeller çıkıyor, mücadele ediyorum. Çözüm üretmeye çalışıyorum. Inception tarzı 'bilinçler arası yolculuk' gibi mesafeler kat ediyorum. Yüksek binalar, Ofisler, Hesaplar, Şantiyeler, Kütüphaneler, bilmediğim dünyanın egzotik yemeklerinin sunulduğu, türlü türlü yerlerde yaşadığım küçük yalnızlığımı hemen aşıyorum.
Dostlarımı görüyorum hiç ummadığım mekanlarda. Oturup satranç oynuyoruz.   Beyaz taşlar benim. Gözüm hep vezirde. Vezirim  ışık beyazı,  kar beyazı. 'Şah Onsuz olmaz, vezirsiz olmaz.' diye düşünüyorum. Neden bunca zaman veziri önemsemeden oyunlar kazandığıma üzülmediğime, şaşırıyorum.
Tanımadığım insanlarla Rakı masasına oturuyorum, daha bir hissizleşiyorum.
Zihnimde şiirler kayboluyorlar. Caanım şiirler. Rakamlar gibi yarışıp uzaklaşıyorlar zihnimden. Kaçmalarını engelleyemiyorum. Kendi kendime şiirler okuyup,  şirket mali denge hesapları yapıyor, ma…

DAĞINIK

O'na...

 Bana.
DAĞINIK

Dağınık
hep bir yarımız,
her bir yanımız,
Sende ben, bende sen tarafımız.

Çağlar coğrafyası değişken sınırlar gibi izafi samimiyetlerimiz,
Yalnız belirli bir zaman diliminde tutarlı,
Büyük resmi görebilene anlamsız.

Etkinlik ve verimliliği optimize edemeyen enerji politikalarımız,
İnsan olduğumuzu unutan doğa aldatmalarımız,
Kuş sesi telefon müziklerimiz,
Orman masaüstlerimiz,
Peluş dost oyuncaklarımız,
Maddesel yoğun, manasız yorgun yaşam sorunlarımız.

Anla, ey cahilliğine yandığımın saf dünya zararlısı bencil, kibirli tarafımız.

Kendisinde bir tek şemsiye var diye, yağmur yağmayınca:
‘ İşe yaramayan bir madde aldım yanıma’ demesin,
dedirtmesin kendine diye yağmur duasına çıkan
Kendisine faydalı
Kendisine faydasız ahmaklıklarımız.
Diğerkâmlık sorunlarımız.

Hatırla ve düşün ey canım kardeşim!
Hükümdarlardan eski ağaçlar,
Ormanlar,
Hayvanlar var bu alemde.
Hem ne demiş İstiklal marşımızın şairi üstadımız:
‘Ne İbrettir Kızarmak Bilmeyen Çehren,Bırak Kar…

26.02.2012 günü gerçekleştirdiğimiz Nif Dağı doğa yürüyüşümüz sonrasında yazmaya karar verdiğim yazıdır.

Doğada atılan her bir adım kendi iç benliğine yönelmektir,  yürümeye karar alan kişi için.
Böyle düşünsel değerlendirmesi yapılmış bir sistematik çözümlemesi olmasa dahi kişinin, anlatamayacağı  sadece tecrübe edebildiği mutluluğunun sebepleri bu 'kendine yolculuk'tur. Bir kaç soru soracağım kendime şimdi, sonra üzerinden değerlendirme yapmak için Yol'da olacağız. Fakat yine ve yeniden hiç bir net çözümleme yapmayacağım.  Öz, sizin zihin kıvrımlarınızda gizli.  Yakalayalım O'nu. O çözer benim başaramadıklarımı.
İnsan, bir doğa yürüyüşünden ne bekler? Küçük çalıların,
dalların  lüks lokantaların süslemesinde kullanılan plastik ağaçlara karşı erdemli savaşını kaç şehirli anlar? İnsanın doğa karşısındaki bu gereksiz cüretini,  yazık enerji politikalarını,  Doğa'yı üzen, çakal ama kazançsız 'insan çocuğunu' kim akıllandırır? Pek tabiki biz,
 kaz adımlı emeklerimiz.
Selam olsun. Bir vadi aralığında kaybolabilmenin güzelliği hiç bir ayaküstü şehir kafeterya…

Yalnızlık Üzre.

Yalnızlıktan konuşalım derken, bir inceden yüreklerimizin tozunu süpürsün de şu tatlı eser. Yolumuzdaki çakıllar kenarda kalsın, anlaşabilelim istiyorum canım benim.

O kadar derinlerimzde acılar var ki görebilen göze her günde. Bazı geceler uzanıp, düşünüyorum da. Daha doğrusu yüreğime oturmuş fili dürtüyorum. Ne yalnızlık çığlıklarında varlığımız. Pek bir yalnızız ya da yapay dolu yalnızlıklarımız. Yalnızlık, harfleri bütünlediği, Kendi harfleri beraber olabildiği için kendini ifade edemeyen bir kelime çıkmazında.
Kendinden meskun bir hal  yokluğunda.

Yazılamamalı da kanımca o his. O boşluk. Yapılamamışda o halin tasviri. Tasarlanamamış henüz okunamayan bir hal yalnızlığı. Yaşanabilen bir bilgelik, hiç bir ustanın çırağına öğretemeyeceği bir yetenektir yalnızlık. İnsanlığın kümülatif tecrübe yalnızlığında.
Bir de yalnızlığını 'yanlızlık' olarak söyleyen fena cahiller var ki, olsun.
O da olur.
Aldırma sen. Farklı yürekten bir eser bizi konuya döndürür temennisindeyim.

Yalnı…

Hislerin evrenselliği hakkında.

Hislerin evrenselliği hakkında.
Hislerin kelimelerden daha fazla anlamları vardır hep , söylenilemeyen. İnsan hep anlatma çabasındadır, anlatılamayanı. Bizlere bahşedilmemiş kelime hazinesi eksikliğinde betimlemeye, çözümlemeye çalışırız hallerimizi. Bazı insanlar yaklaşırlar anlatabilmeye, şair olurlar. Bazıları bu hisleri müzikle anlatırlar ya da toprakla (bir vesileyle işte) sanatçı olurlar.  Ben eksikliğimi ortaya koyabilmek için; eğer hissedebilirsek aynı halleri diye vesileleri ortaya sunacağım sadece. 2 yazı önce belirttiğim gibi ben size bir şeyleri anlatabileceğimi düşünmüyorum.  Sadece düşündürttürebileceğimin haddindeyim. Haydi gevezeliği bırakalım da.  ( Ki gördünüz ki anlatımımda ağırlık, kasvetlik, fazla hareketlilik ve sınırsızlıklar yatıyor ve anlaşılamayabiliyorum. )  Olsun hiç bir zaman böyle bir iddiam olmadı da zaten.  Hala okuyorsan da. Helal olsun.
Canımsın. 4 dakikalık bir ruhumuza yol almaya ve söylenilemeyen neleri anlatıyor acaba bu eser durağına gelmiş bul…

İnsanlar; bedenleri yaşar ama ruhları mefta insanlar...

Müzik, toprağımızı havalandırır. Eşlik etsin ruhunuza izin verin.


İnsanlar;
     bedenleri yaşar ama ruhları mefta insanlar...

Hayatının, boşa avuntularla geçtiğinin bile çelişkisine düşmeden yaşayan sadece beden yaşantılar.
Kendisinin hep doğru yolda olduğunu düşünen ama hep haksızlığa uğradığını düşünen küskün suratlar.

Herkes haklı bu dünyada
 hatta herkes kendine göre güzel, yakışıklı.
Tanrının insanlara verdiği, kendini nasıl olursa olsun en iyisi  görme yetisini anlamadan çokça avunur aslında şehir insanları.
Heryerde kasıntılı yüzler, çekici olma çabasındaki çehreler
ama en diplerde sahipsiz, kimsesiz, acınası yürekler.

Herkes kendini birşey zannediyor bu hayatta.
Herkes kendine göre en anlayışlı, haklı
en başarılı,
en güzel,
en yakışıklı,
hayata en doğru bakan,
doğruların doğrusu zannediyor kendini, avuntu misali...
Tanrının insanlarla bi dalga geçme hali sanki bu yanılgı.

Hayat, kişiye kendisini büyük gösteren bi ayna.
Bende, sende, onda, bunda herkeste  aynı yanılgı.

Bir…

'tutarlılık ve tutarsızlık'

Herkesin fikir birliğine vardığı bir akşam, kayıp bir akşamdır. Albert Einstein
Bir eser huzurunda 'Yol' alalım da güzel gelir.
Bu yazıda bir kaç farklı insanlık hallerinden bahsedip kaçıcam.  Şimdi değineceğim konu ise 'tutarlılık ve tutarsızlık' arasındaki ince çizgi.
Hem yeni tanıştığımızdan ötürü belirtmem gereken şöyle bir durum var ki;  ben her zaman yazı yazmanın ve kişinin birine bir şey anlatma isteğini hep eksik bulmuşumdur.  Kanımca, yazar zaten yazabildiği kadar değil, yazamadıklarını düşündürebildiği kadar vardır.  Bu da tekdüze düşünenlerin yapabileceği bir zihin kıvrımı değildir. Bir film izlersiniz, filmin bir ana teması vardır ve yönetmen, yapımcı size bir şey anlatmaya çalışır. ( Bunu uygulamayan üstatlarda var tabi. Fakat burası bir sinekritik mekanı olmadığı için girmiyorum konuya.) Üzerinde durduğum olgu şudur ki canım kardeşim, ben size bir şey anlatamam, sadece düşündürttürebilirim. Benim anlatttığımın yanlışlıkları kesinlikle vardır ve ben bu …

Vira Bismillah

Hoşgeldim, hoşgeldin,  hoş gelişler ola.
Bir huzurlanalım önce sonra üzerine konuşuruz.

( Erinme kardeşim, erinme. Bir tıkla da ferahla yahu.
Huzura bu kadar yakınken hep üzerinden atlamadın mı sen,
biz,
bu tatsızlıklarımıza sebep
hep şu üşengeç, boşvermiş, yarı umursamaz halimiz. )
00:50-00:52 arasındaki bir iççekişle başlanmalı yaşamaya.
İçimizdeki hantala meydan okuyarak:
The past is gone.
Dream until your dreams come true.


 Vira Bismillah.

Çağlar sonra 'karanlık çağ' olarak adlandırılacak olan aydınlık yaşamımız yıllarında, matbaanın bulunmasının 'insanlık' tarihi üzerinde nasıl bir etkisi olduysa Web'in de böyle bir yüzyıllar ötesi değişim yaratacağı kanısına varmış bulunmaktayım. Bu sebeple yazmaya başladığım bu blog, algılarımı yansıtacağım bir alandır.
Herkese şahane bir 'Merhaba'.


Bu blog içerisinde karşılaşacağınız her fikir ve düzenleme, aşağıdaki denklemden süzülerek aramızda  bir bağ oluşturursa ne güzel. Düşündüğünüz, Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığını…