Bugün, günlük değerlendirmeler ile haftamızın benim için önemli konusu ile ilgili öylece bir yazıya girişiyorum. Hadi, yürüyelim.
Günlük yaşam içerisinde insanların yapay karmaşası ne ilginçtir ki çok olağan karşılanıyor.
Herkes bir yerlere yetişme peşinde. Bir şey ardındın koşuyor. Belki hedefli, belki sürüklenerek. Buna meydan okuyanlar sürükleniyorlar. Marx'ın "emeğe yabancılaşma" olgusunu düşünmeden, anlamadan, okumadan çokça kendine yabancılaşıyor kişiler. Hayatındaki derdinin mükemmel çözümlemesinin bu olduğunu anlayamıyor kitleler. Ve fakat; anlatmaya çalışsan ki Dayı'ya, "abi sen aslında insanın temelinde yatan bu sosyopsikolojik halden ötürü tatsızsın, gel değerlendirelim, oturalım konuşalım." deyiversen. Dakikasında çok bilmiş ama bilmeyen, hadi canım sende edasını gözlerinizin önünde görebilirsiniz. İnsanlar kitap okumazlar. Kitapla yönetilirler. Bu pusulayı unutma.
Çoğunluk 'Gözlerimi kaparım vaziemi yaparım' edalarında hayatı idame etmeye çalışıyor.
Çokça üzerinde konuşulup yazılabilir, ince ayrıntılar üzerine verilerim var cebimde ama seni sıkmak istemem canım kardeşim. Ben demesem de siz tartarsınız hangi düşünce bahçelerinde gezindiklerimi.
istasyon insanları burdalar tesadüfen aynı rüyayı görüp ayrı yerlere giden
1:47 de-
Eskiden, çok eskiden
Ben daha çok küçükken
Henüz cennet plajı
Otopark olmamışken
Mercanların arasında
Küçük balıklar vardı
Bu haftanın önemli olayı 5 Haziran Dünya Çevre Günü.
BİZ KUTLAMIYORUZ
çünkü TBMM Çevre Komisyonu'nda
doğamızı büyük bir yıkıma sürükleyen
Tabiat Kanunu 15:00'da görüşülecek.
74 STK'nın görüşlerini hiçe sayarak hazırlanan kanun tasarısı koruma
altındaki alanlarımızı
HES, Nükleer, maden, turizm, konut ve tarım
yatırımlarına açabilecek düzenlemeler içeriyor.
Yaklaşık 10 yıldır ülke gündemini meşgul eden 2B ormanlarının satışını
içeren tasarı 18 Nisan’ı 19’una bağlayan gece yarısı çoğumuz uykudayken
yasalaştı.
Nehirleri HES, dağları maden şirketlerine satan Türkiye’nin
yöneticileri, önceki gün gece 2’de 2B Yasa Tasarısı’nın birinci bölümünü
kabul ederek ormanlarımızı da satmanın yolunu açmış oldu.
İnsanoğlunun doğal kaynak tüketimiyle yeryüzüne bıraktığı "ekolojik
ayak izi"nin aynı hızla artması durumunda, dünyayı gelecekte olası ciddi
sorunlarla karşı karşıya bırakabilir.
Türkiye'nin bıraktığı ekolojik ayak izi miktarına bakıldığında ise aynı hızla gidilirse 1,5 gezegene daha ihtiyacı bulunuyor.
Tuana: Farsça olup güçlü, kuvvetli veya ayışığı manasındadır.
Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası.
Tuana:‘Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ sanılıyor.
Fakat Tuana ‘Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ anlamına gelmiyor.
Kuran-i Kerim'in Arapça yazıldığını herkes biliyor.
Tuana ise Arapça kökenli bir isim olmadığı için Kuran’da geçemez ve cennet ile ilgili bir anlam taşımaz.
Tuana: Yunan mitolojisinde Tabiat Tanrısına verilen isim.
Uzun bir yazı olacak baştan belirteyim kafan rahatken oku, lütfen.
Ne benden sıkıl
ne de özendiğim derlememle seni sıkayım isterim çünkü ben.
Karışık, çokça noktaların birleştiği
bazen birleşemediği derlememizle uğraşırken çok keyif aldım ben, sende al isterim. Hadi Yol'a çıkalım. Ama önce yakıtımızı alalım. Parçanın yazıyla anlam ilişkisi bulunmaktadır.
Yazıda yer alan bütün bilgiler bence belirli noktalarda birleşmektedir.
Ama şu şununla, bu bununla bağlantılı demeyeceğim her seferinde ki benim bağladığımdan daha farklı noktalara da bağlayacağınızı biliyorum.
Teşekkür ediyorum ve başlıyorum.
Sokrates, "Kendini tanı, o zaman başkalarını ve evreni de tanıyacaksın"demiş. Bizde bu Yolda ilerleyelim bakalım neler çıkacak önümüze.
1.7 metre insan boyutundan başlayıp bu evrenin neresinde olduğumuzu dair
bakış açımızı genişletecek bir link veriyorum.
Lütfen tıklayınız ve düşününüz. İmleci sola ve sağa hareket ettirerek yolculuğunuza başlayın.
Bu linkte gerçekleştirdiğimiz yolculuktan verilerimizi alıyoruz şimdi. 10-35 m-1026 m arasında mucizevi bir yolculuk bu. 10 üzeri(-35)m: kuantum köpüğü-daha küçük bir varlığın fiziksel anlamı yoktur. 10 üzeri(26)m:Kainatın hesaplanan büyüklüğü
Görselliği sevenler içinse bu da şahane bir videomuz.
Videoda el sallayan benim görürseniz haber edin. :D
Gökyüzünü
incelediğimizde, inci tanecikleri gibi parlayan, varlığımızın
hammaddeleri yıldızların bizler gibi doğup büyüyerek,olgun
hale geldikten sonra yavaş yavaş yaşamlarının sona erdiklerini görmekteyiz.
Ama
bir farkla; bizler sessizce bu dünyayı terk ederken,yıldızların
ölümü etrafındaki diğer yapılar için bir tehdit halini alır.
Yıldızlara benzetilen Ünlüler için de öyle olmaz mı? Bakınız: Zeki Müren, Kemal Sunal, Adile Naşit
Biri
mikrometre boyutlarında, diğeri ise milyarlarca ışıkyılı boyutlarında.
Biri, bir farenin beynindeki nöronları gösteriyor, diğeri evrenin
temsili resmi.
Soldaki resim, Brandeis Üniversitesi'nde
doktora öğrencisi olam Mark Miller tarafından, beyinde nöronların nasıl
bağlandıklarını incelemek amacıyla çekilmiş bir resim.
Sağdaki
ise, uluslararası bir astrofizik grubu tarafından bir bilgisayar
benzeştirmesi ile oluşturulmuş olan ve evrenin nasıl büyüyüp
evrimleştiğini gösteren, büyük gökada kümelerini ve karanlık maddeyi de
içeren bir evren görünümü.
Benzerlik ne denli şaşırtıcı değil mi?
“Ey insan, sen de âlemler gizlidir…” Hz. Ali.
Bizim 1.5 kg lık beynimiz içerisinde trilyonlarca hücre taşıyor.
Mikro içre makro bu iş.
Makro içre mikro bu yahu.
O zaman bir soruya yönelelim hep beraber:
Siz Mi Evrenin İçindesiniz Yoksa Evren Mi Sizin İçinizde?
Tüm hayatimizi beynimizin içinde yaşariz.
Insan kendi bedeninin de ancak kopyasini görebiliyor.
Zihninde oluşan yansımasını.
Yani her insan
hayati boyunca, disarida ne oldugunu, kendi bedeni de dahil nesnelerin
nasil oldugunu asla bilemeden, kafatasinin içindeki magarasinda
yasiyor.
Insanin beynindeki görme merkezi yalnizca birkaç santimetrekare
büyüklügünde.
Bütün görüntü, mesafe, derinlik, yükseklik, metrelerce
alanlar yalnizca bu birkaç santimetrekare büyüklügündeki görme
merkezinde olusuyor.
âlem-i sagîr(küçük âlem,mikrokozmoz) ve âlem-i kebîr(büyük âlem,Makrokozmoz))
arasında ne büyük düzen var a Kardeşim benim.
(Hemen bir müzik yenilemesi ve zihin toparlaması arası)
Herkes dünyayı değiştirmek ister ; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez! Tolstoy
if you wanna make the world a better place
take a look at yourself, and then make a change
Mikrokozmos
ANLAMLAR:
1. (felsefe) İnsanı tüm evrenin bir yansıması olarak kabul eden felsefe terimi
2. (biyoloji) Küçük canlıların dünyası
Kökeni : (Fransızca) microcosmos -Fransızca'ya Yunanca küçük evren anlamına gelen kelimelerden geçmiştir.
Küçük bir evren olarak kabul edilen canlı organizmadaki tüm ögelerin oluşturduğu bütün.
Güzel bir yazı dileyen okur fakat uzun belirteyim de kızmayın.
Okunmasa da konu anlam bütünlüğünde bir sarkma olmaz.
Makrokozmoz (kâinat/evren) Mikrokozmoz (insan/küçük evren) bunu kafada tutalım yeter.
Gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden vb..den oluşan kainat
sistemine makro kosmos denilir.
Bu kozmik yapıya çok benzeyen sistemler
atom içi parçalarda da mevcuttur.
Örneğin; elektronların çekirdek
etrafında dönme hareketi; gezegenlerin güneş etrafında dönmesi
hareketine benzetilebilinir.
Ayrıca Atom içinde proton, elektron ve nötrondan başka sayısı 50yi
geçkin parçacık bulunmaktadır. Herbirinin kendine ait görev ve rolleri
vardır.
Mesela, fotonlar; ışık enerjisidir ve atomdan yayılarak kendine
has renkte ışıma sağlar.
Bu ışımalar evrende, her galaksinin her
nebülozun kendine has rengine benzetilenbilinir.
Bir başka örnek;
Gluonlar atomdaki parçacıkların bir arada bulunmalarını sağlarlar,
dağılmayı önlerler. Evrendeki sistemleri de bir arada bulunduran ve
dağılmayı önleyen örümcek ağına benzer bir yapının varlığından söz
edilmektedir.
Tüm bu parçacıkların hepsini birer göktaşı, gezegen kabul edersek; hepsi
bir etkileşim içerisinde bir arada bulunduklarında atom, yani (makroya
benzetirsek) sistem oluşur. Milyarlarca atomun yani sistemin etkileşmesi ile de nesneler ve eşyalar, yani; gök adalar, galaksiler oluşur.
Uzun ama iyi bir belgesel
“Arştan, tahte’s – sera’ya kadar âlemde ne var ise, karşılığı insanda vardır” Hacı Bektaş Veli
En küçük oluşumun içinde en büyük oluşumların olması derken aklıma geleni söyleyip hemen konumuza döneceğim.
Bütünün içindeki bütünsel parçaların
küçükten nasıl bütünü oluşturabildiğini anlamamız açısından önemsiyorum bunu.
Fraktal: kucuk ve buyuk olceklerde kendini tekrarlayan geometrik sekil.
Da Vinci Amcadan Pentegramdan falan (unutmadan ben ne birleştirirem birleştireyim arka
sında yatan dinamiklerle hiç mi hiç alakam olmaz
sadece öğretilerine, bilginin,insanlığın aklına merakım)
Vitruvian Man diyelim bir bakalım.
Wǔ Xíng Çin öğretilerinin 5 elementi
Bu konuya girerken hiç farketmemiştim ama daha önceleri sıkça merak ettiğim konuların birleşimine Yolculuk etmişim, doğaçlama.
Stephen W. Hawking Dayının "büyük birleşim kuramı"ndan çokça ilgilendiğim Sicim Teorisine kadar genişçe bir konu bu ama şimdi girmeyelim.
Bir tadına bakalım. Yeter.
Konudan
uzaklaştık diyebilirsiniz ama şöyle birleştireyim Sicim dediklerimiz en
üstte belirttiğimiz, tek boyutta uzanan 10üzeri -35 metre uzunluğundaki
nesnelerdir. Sadece uzunlukları vardır. Sicimler, arka plandaki bir uzay- zamanda hareket ederler.
Stephen W. Hawking Dayı bu konuda ne demiş bir bakalım .
“Günün birinde eksiksiz bir birleşik kuram bulursak, bu,
yalnızca birkaç bilimci tarafından değil, genelinde herkes
tarafından anlaşılabilir olmalı. İşte o zaman biz hepimiz,
feylesoflar, bilimciler ve sokaktaki adam, “biz ve evren niçin
varız?” sorusunu tartışabileceğiz. Hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en
yüce zaferi olacak, çünkü o zaman Tanrı’nın aklından neler
geçtiğini bileceğiz”.
Dayımızın son kitabını tanıtayım. Ceviz Kabuğundaki Evren | Stephen Hawking
6:30 da Büyük Usta Genco Erkal eşsiz ifadesiyle devam eder:
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Gözüme altın bir damla gibi akan yıldızın ışığı
ilk önce boşlukta deldiği zaman karanlığı
Toprakta göğe bakan
Bir tek göz bile yoktu
Yıldızlar ihtiyardılar
Toprak çocuktu...
Yıldızlar bizden uzaktır
ama ne kadar uzak, ne kadar uzak
Yildızların arasında toprağımız ufaktır
ama ne kadar ufak, ne kadar ufak..
Ve Asya ki toprakta beşte birdir
Ve Asya'da bir memlekettir Hindistan
Kalküta Hindistan'da bir şehirdir
Benerci Kalküta'da bir insan..
Ve ben,
haber veriyorum ki size
Hindistan'in Kalküta şehrinde
bir insanın yolu üstünde durdular
Yürüyen bir insani zincire vurdular...
Ve ben,
tenezzül edip
başımı ışıklı boşluklara kaldırmıyorum
Yıldızlar uzakmış
Toprak ufakmış
Umurumda değil
Aldırmıyorum...
Bilmiş olun ki benim için
daha hayret verici, daha kudretli
daha esrarlı ve kocamandır
Yolu üstünde durulan
Zincire vurulan
İnsan.
Devamında da çözümleme cümleleri ve kısa bir videoyla bitireceğim düzenlememi.
Bazı kişilere açıklamalar yapmanın;
zekalarına hakaret olduklarını düşündüğümden konular üzerinde yorumlar yapmayacağım.
Sekilecek taşlar hesabı, yine konuyu benliklerinize bırakacağım.
Sokrates 25 asır sonra beraat etti.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/20633544.asp Yunanistan'da, Atina'da kurulan temsili bir mahkeme, MÖ 399 yılında "tanrılara saygısızlık ve gençleri baştan çıkarmakla" suçlanarak ölüm cezasına mahkum edilen Yunan filozofu Sokrates'in masum olduğuna karar verdi. Yaşamı boyunca, kimsenin bile bile kötü olmadığını, her kötülüğün bilgi sanılan bir bilgisizlikten ileri geldiğini savunan Sokrates, "doğruyu bilen doğru davranır" diyor, doğru bilginin doğru eylemi gerçekleştireceğine inanıyordu.
İddianamenin 1114’üncü sayfasında, yazar Ümit Oğuztan’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda el konulan evrak ve dökümanlar sıralanırken, İtalyan fizikçinin adı da iddianamede ‘Nikola Tesla isimli şahıs’ olarak geçiyor.
Tamam HAARP la ilgili benimde bilgilerim ve görüşlerim var kardeşim.
Hatta bu haberden daha önce.
Ama şimdi konumuz bu değil canım benim, ya da malum dava da değil.
Benim üzerinde durduğum konu başka, gel yürüyelim.
Bu konular etrafında, çağımız dünyasının gerçek meseleleri üzerine bir kaç veri sunuyorum.
" Gelişmiş ülkelerde bir günde çöpe giden yemeklerle Afrika kıtası 18 gün doyabilir.
Dünya'da her yıl ortalama 20 milyon çocuk fakirlik nedeniyle tedavi edilememesi sonucu hayatını kaybediyor.
Dünya üzerindeki canlıların yalnızca %1'i karada yaşar. Geriye kalan %99'u okyanuslarda yaşamaktadır."
Nedir bu zahiri haller,
olaylar,
gündelik meseleler
anlamadım gitti.
Çaktırma anladım, anladım da uzun konuşuruz onu.
Hadi gel bir Usta'ya kulak verelim.
"Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz, öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi.'' [Ömer Hayyam]
Çocuklar günde ortalama 350 - 400 kere gülerken, yetişkinlerde bu rakam 10 ila 15 arasında değişir.
anlatılamama yarığını daha da büyütmeyeyim istedim.
Bu yüzden sadece konumuz hakkında derin hisler beslediğim eserleri paylaşıp,
sekilicek taşları huzurlarınıza sunup,
uzaklaşıcam buralardan.
* * *Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin... Fedakârlığımı anlıyorsun : vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacağız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım. Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde? İçimden bir şey :
belki diyor.
18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet
İstiridyeler kendilerini atıklardan korumak için sedef tozu üretirler ve bunun kumla karışması sonucu zamanla inci tanelerini oluştururlar.
Göğe Bakma Durağı / Turgut Uyar
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.
Öğününü sırtlamaya, kaldırmaya çalıştıkça başarısız olan bir karınca açlığındayım Hırsım değişken Yorgun oldukça acıkıyorum Ve İştahlı oldukça küskün günüm.
Bir mucize bekler dururum bir çoban çeşmesi bilgeliğince, Koyun yalağı yosunu bahçemde ömrüm.
Karıncayım ben kendi aklımca aklımın kararınca Bir kısrağın boynundayım bugün, kendi bacaklarımla gidebildiğimin milyon katını gideceğim. Daha hızlı, daha hızlı, kütle olmadığınca hüznüm olmadığınca küskün olmadığımca hızlı olayım istiyor canım izafiyet tesadüflüğünde
Sahibine servetler kazandırmış bir rüzgara sevdalı kısrak çaresizliğini hayatlaştırıyorum Ben ben karınca dişlerim bir atı devirir attan bir cüce düşer cüce kapitalizmi üretir ben adaleti sağlarım yalanlara ağlarım
evet ben ben karınca Hiç bir martının yalnızlığı tercih edemediği kadar küskün boynum evet boynum benim de var olamaz mı gelir ısırırım seni
evet ben ben kırmızı karınca nasılda inandılar koca Gaziyi öldürdüğümüze sen sen karınca. Ama ne demiştim benimde aklım var kararınca. Şerefe boynumuz kıldan ince, şerefsizliğe de çözümlerim tilki kurnazlığınca
Oysaki bütün kainat bilirdi O'nunla kardeşiz biz nasıl kandınız. Yaratılış ziyanı karınca insanlık bir güzelliği kızıllığın yıkabildiğine hem siz aşkıda ölümleştirirsiniz kızılllık bir güzellik bilemezsiniz Bilme de böylesi olsun halim ve tavşan kanı kırmızı sıcaklığındadır gülüşlerin. Uyuma. Gül de mehtap gözlerini aralasın.