14 Ekim 2012 Pazar

Baktın kastı, buyur bas yaylan. Bizden olmayan gangamatillaları dinleyiver koçum benim.

Bu yazıda doğaçlama olarak kardeşinizin bugünkü bakış açısını göreceksiniz.
Baktın kastı, buyur bas bizden olmayan gangamatillaları dinleyiver koçum benim.
Ondan sonra o gangam acaba neden böyle patladı falan düşünmeden  hominidi hominidi eğlen. Sayıkla kendince, Suriyeye neden giriyoruz ki.
Rusyanın petrollerinden haberin var mı, yok.
Seneler öncesinde sınırlarımızdaki mayınları kim temizledi, yok.
Çin petrolü nereden alıyor, yok.
Eee Amerikanın yerel seçimlerinde Obama ne yapıyor, yok.
Sonra savaşa hayır.
Hiç kusura bakma kardeşim.
Sana gangamı gayarlar.
Hadi kafam atmadan uzunca da yazmadan keyfimi bulduğum musikimize girelim.
Pazar günümüzde şöyle bir keyfimize bakmamız gerekiyor.
Ölmeden dinlememiz gerektiğini düşündüğüm bir Büyük eseri inceleyeceğim.
  Bunlar değerli adamlar bari bunları analım.

Tut-i mucize-guyem ne desem laf değil


 Nef'i'nin fahriyye bir gazelidir.
 Divan edebiyatında şairin övünmek için yazdığı şiir türüne fahriye adı verilir.
Makam: Segah
Bestekar: Itri
Sanatçı: Zeki Müren - Barıış Manço - Bülent Ersoy - Münip Utandı
Güftekar: Nef'i Ömer Efendi
Usül: Yürük Semai

Tut-i mucize-guyem ne desem laf değil

Beli yârim beli dost
Beli mirim beli dost
Beli ömrüm beli dost

Çerh ile söyleşemem ayinesi saf değil
Beli yarim beli dost
Beli mirim beli dost
Beli ömrüm beli dost

Ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
Beli yarim beli dost
Beli mirim beli dost
Beli ömrüm beli dost

Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil
Beli yarim beli dost
Beli mirim beli dost
Beli ömrüm beli dost

 


Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil
Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
Yine endîşe bilir kadr-i dürr-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil
Girdi miftâh-ı der-i günc-i ma'ânî elime
Âleme bezz-i gevher eylesem itlâf değil
Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef'î
Tab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil
Nefi

Güvenililr olmadığını belirterek en kolay ulaşılabilineni paylaşıyorum: 
Güvenilirleri daha altlarda
 
Tut-i mucize-guyem ne desem laf değil
"Ben mucizeler söyleyen papağanım, söylediklerim boş söz değildir." 
Çerh ile söyleşemem ayinesi saf değil
"Düşünceleri yanlış, bilgisi az kişilerle söyleşmek gereksiz anlamındaki ata sözüdür.
 "çark" kelimesinin farsça kökenlidir. Eski Türkçe'de, felek anlamına gelir."
 "Dünya ile 'çerh' (=felek / kader)'le konuşamam. 
Çünkü, onun aynası (saf)güvenilir değil."


 Mucize gibi güzel söz söyleyen bir kuşum, ne desem boş değil, 
felekle söyleşemem feleğin kalbi saf değil, bizim için oyunlar hazırlıyor.         
Hatırlatayım "tûti", papağan, dudu kuşudur. 
Papağana konuşma öğretmekte ayna kullanılırmış. 
Falanlar filanlar derken çok garip hikayeleri ve tasavvufi birleşimleri var bu konunun 
merak edenler linklerden takip ederler. 
Bulamazsanız ya da üşenirseniz, ulaşın ben ileteyim Size, canım benim.

 

 Günümüz Türkçesiyle;
1.Beyit: Mucizeleri dile getiren papağanım, dediklerim boş laf(tan ibaret) değil / 
Cahil ile konuşmam (onun) kalbi temiz değil.
2.Beyit: Kalbi temiz olmayana "gönül ehlidir" diyemem / 
Gönül ehillerinin birbirini bilmemeleri olacak iş değil.
3.Beyit: Devir alçaksa ve dünya sarraf değil ise inci (gibi kıymetli olan) 
sözümün değerini bilse bilse düşünce bilir.
4.Beyit: Anlam hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti /
 Âleme bol bol cevher dağıtsam ziyanı yok.
5.Beyit: Nef'î'nin temiz gönlü, sözün levh-i mahfûzudur / 
Dostlarınınki gibi sahâf dükkânı değildir


 İyi bir çözümleme yazısı:

Büyük üstatlardan Enbüyük icra:

Makam Farkı (19 Kasım 2011)

29:45 den sonrası
Her zaman dinlemelik kalitelisi:
http://fizy.com/#s/1aifpj

 Gitmeden ikiüç kelime üzerine daha düşeym de rahatlayayım. Bu eserin ardından bunlar iyi gidiyor bana.
  1. Ehl-i dil
  2.  Muhabbet
  3.  Zühd

Ehl-i dil nedir?

  'gönül dostu' dur.

 ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil
(nef'i)
---Günümüz Türkçesi ile---
göğsü/gerdanı (gümüş bir ayna gibi) saf olmayana gönül adamıdır diyemem.
gönül adamı olanların birbirini bilmemesi insafsızlık olur.

Muhabbet nedir?

Dostlarım bilirler.

Zühd nedir?

Zühd: Birşeye rağbet etmemek, o şeyden korunmaktır. (Arapça)
 Kendini ibadete vermek.
İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek,
çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, 
kanaatkâr olmak demektir. "elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, 
elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir.
 
 "Çok şey istiyorsun, elde edemiyorsun, daha az iste."   Epiktetos

Diyanete göre:
 Sözlükte "ilgisiz davranmak, yüz çevirmek, rağbet etmemek" anlamına gelen zühd, 
tasavvufta, âhirete yönelmek, dünyaya dolu dizgin dalmamak; elde mevcut bulunsa bile 
gönülde mal ve mülk sevgisine yer vermemek demektir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip
çalışmayı bırakmak, dünya lezzetlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, 
lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Diğer bir ifadeyle âhireti unutup 
dünyaya esir olmamaktır. Zühd kelimesi Kur'ân'da geçmezse de, 
 dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, malların ve çocukların 
birer imtihan vesilesi olduğunu bildiren âyetler (En'âm, 6/32; Enfâl, 8/28) 
zühd hayatını destekler mahiyettedir. 
Hz. Peygamber de zühdün helâlları haram kılmak veya malı telef etmek değil, 
elde bulunana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd, 29; İbn Mâce, Zühd, 1). (M.C.)

Benim anlayabildiğim en kolay yolu:
 ne varliga sevinirim
ne yokluga yerinirim
askin ile avunurum
bana seni gerek seni
 Yunus emre

Konuyu da hiç bir yere bağlamıyorum aq.
Hadi eyvallah kardeşim.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.”, “Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl”, Biat kültürü ve Mankurtlaşmak

 Merhaba canlarım benim.
Yorucu, kendimce derinlere indiğim bir çözümleme yazısıyla karşınıza dikilmiş bulunmaktayım.
Size tüm samimiyetimle gülümseyerek kendimi, halimi, tavrımı, cüretimi tekrar bildirmek gereğinde  hissediyorum.
Ben size hiç farkedilmemiş ya da çok zengin bir bakış açısının sonuçlarını verebileceğimin cüretinde değilim. Bir çıkalım yola, benim dizdiklerimle Sizler benden öte diyarlarda gezersiniz keyfine niyetimdendir bütün emeğim. 
 Hadi Yol'a çıkalım.
  1. “Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.” 25.08.1924
  2. İrfan üzerine 
  3. Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır, Belî söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır.Nedim
  4.  Cemil Meriç (Aydınların Dini: İzm’ler) Bu ülke
  5. ÂRİF'İN İRFANINA 'MÂRİFET' DENİLİR!ahmedhulusi
  6. Tasavvufta kişinin ulaşabileceği dört ana düzlem
  7. Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl. Tevfik Fikret (kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat, Ahmet Muhip Dıranas)
  8.  Biat kültürü
  9.  Gelin biraz link gezelim, bir arkadaşa bakıp çıkalım:

 “Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.” 25.08.1924

Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada toplumu şekillendirme adına öğretmenlere nasıl önemli bir görev düştüğünü şu sözlerle açıklamıştır: 
“Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerlik, siyaset ve yönetim alanlarındaki devrimler, sizin; sayın öğretmenler, sizin toplumda ve düşünce yaşamınızda yapacağınız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir.Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.” 25.08.1924 Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine. 

İrfan üzerine

Lügatta: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekada ileri gelen zihni kemal; ikrar; mücezat.
Sözlükte (TDK) : Bilme, anlama, sezme, kültür. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş, varış, varışlılık.
Fıkıhta: Esrar-ı İlahiyeye iman ve Kur'an hakikatlarına vukufiyet.  

Dini bir sözlükte:  Bilme, anlama. Mârifet. Kalble bilip tanıma. Allahü teâlânın ihsânı olan mânevî, vehbî ilim. 
Buna ma'rifet de denir.
Çalışarak elde edilen ilimler ile anlaşılan, bilinen şeylerden başka bilgiler de vardır, bunlar irfân ile anlaşılır. Âlimlerin sâhib oldukları ilme mukâbil (karşılık) ârif denen Allahü teâlânın sevdiği kullarında da irfân denen bir hâssa (özellik) vardır. İrfân, tasavvufta fenâ mertebesiyle şereflenenlerde bulunur. (İmâm-ı Rabbânî)
 


Akıllı ve irfân sâhibi kimse, meyveli ağaç gibi mütevâzî olur. (Sa'dî Şîrâzî) 

Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır,
Belî söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır.

Nedim
 

Cemil Meriç (Aydınların Dini: İzm’ler) Bu ülke

İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. Tecessüsü madde dünyasına çivilemeyen, Zekayı zirvelere kanatlandıran, beşeriyi ilahi ile kutsileştiren, uzun ve çileli bir nefis terbiyesi. 
İslam, insanı parçalamaz. 
İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Batının “kültür”ünde bu Zenginlik, bu ihtişam, bu hayata istikamet veriş yok. İrfan bir mevhibedir. Cehitle gelişen bir mevhibe. Kültür, katı, fakir ve tek buutlu bir lafız. İrfan, beşeri beşer yapan vasıfların bütünüdür. Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye yarayan bir şal. İrfan, dini ve dünyevi diye ikiye ayrılamaz. Yani her bütün gibi tecezzi kabul etmez. Kültür kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmemiş, edilemeyen bir kelime. Kah suda, kah karada yaşayan bir hilkat garibesi. Alman için başkadır, Fransız için başka. Bazen içtimai hayatın bütününü ifade eder, bazen bir alışkanlıklar, bir kazanılmış hünerler mecmuasıdır. Şimdi hayatın kendisidir, şimdi hayatın cilası.Avrupa’nın kılı kırka yaran tahlilci zekası, bilgiyi dünyevî ve dinî diye ikiye böler. O’na göre dinî kültürle ladinî (dinsiz) kültür farklı mefhumlardır.
Dünyevi kültür ne demek? Kültürü toprağa zincirleyen bu anlayış da bir ideoloji, yani bir aldatmaca değil mi?
Din asırlardan beri yaşayan ve nesilleri huzura kavuşturan, tecrübeden geçmiş bir inançlar manzumesi; sıcak, dost, köklü.
Batının dünyevi dediği kültür ise, hakimiyetini tahkim için düşman ülkelere ihraç ettiği sefil bir ideoloji. Taarruzun hedefi haçlı seferlerinden beri aynıdır; kılıçla kazanılamayan zaferi yalanla kazanmak.
İdeolojiler tahribe yeltendikleri imanın yerine sahtelerini ikame etmek için uydurulan bir ersatz’dır (yedek). Başka bir deyişle, remizleri, merasimleri ve kiliseleriyle çağın icaplarına uydurulmuş birer inanç manzumesi. Rüştünü idrak etmemiş nesillere ilim diye yutturulan, yalnız şartlarıyla ilmi, muhtevalarıyla, masal, birer bulamaç.
Şöyle diyelim;

Avrupa Tanzimat’tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınındaki mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslamiyet’i. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı.

Çünkü Misyonerin hedefi, Devlet-i Aliyye’yi Hıristiyanlığa kazanmak yani, Devlet-i Aliyye ile bütünleşmek değil ezelî düşmanını “etnik” bir toz yığını haline getirmektir. İstediği kalıba sokacağı şuursuz ve iradesiz bir toz yığını. Kaldı ki İslam’a teklif edeceği bir mukaddesi de yoktu, Avrupa’nın.

Tahrip ameliyesi hiç değilse aydınlar kesiminde tam bir başarıya ulaştı. Batının muharref Hıristiyanlığına tevcih ettiği tenkitleri kendi dinimiz için de geçerli sandık. İzmihlalin mesuliyetini imana yükleyen bu zavallılar bir asır önceki Fransız entelijansıyasının kiliseye karşı savaşını tekrarlayan şuursuz birer aktördüler. Zehirli telkinleri mukavemet kalelerini yok etti. İmansız ve idealsiz nesiller türettik. Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler, setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye...
Cemil Meriç, Bu ülke
http://kaosunefendisi.blogcu.com/aydinlarin-dini-izm-ler/12013333

ÂRİF'İN İRFANINA 'MÂRİFET' DENİLİR!


Ârif, irfan sahibidir. Hikmetler ve hikmetlerin müsebbibi ile meşgul olur. Eserden müessire yani eserden eseri meydana getirene ulaşmak gayesiyle mücadele verir durur.
  Nefs mertebesinde olana 'ârif'; irfanına, 'mârifet' denilir.
Nefs mertebesinde olana 'Ârif-i billah' irfanına da 'Mârifeti billah' denilir ki aralarındaki fark hadsiz hesapsızdır.


Tasavvufta kişinin ulaşabileceği dört ana düzlem. 
dıştan içe daireler olarak düşünülünce sıralama şöyledir:

Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki.
Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.
Şems-i Tebrizi

kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl
kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim.
inhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim.

tevfik fikret, rübâb-ı şikeste'den

 kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat,
kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
bir eğik baş bir boyundur'ktan ağırdır boynuma;
fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.
 ahmet muhip dıranas dil içi çeviri 

 "İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş."
Niyazi Mısrî


http://www.itusozluk.com/goster.php/irfan
7 numaralı kardeşimiz iyi anlatmış.

Biat kültürü


Mankurtlaşmak;Ulusal kimlikten uzaklaşmak, içinde bulunduğu topluma yabancılaşmak. Türk Dil Kurumu sözlüğü
Mankurtlaşmak; insanların, başka insanları köleleştirmek için kullandıkları adi bir yöntemdir. Geçmişten günümüze insanoğlunun hemcinslerine uyguladıkları bir zulümdür.

  İlk defa Çinliler, daha sonrada Ruslar kullanmışlar. Bu gün farklı yöntemlerle Amerika kullanmaktadır. En büyük insanlık suçudur.

Mankurtlaşma tehlikesi

Efsaneye göre, Juan-Juan isimli barbar bir topluluk (Kırgızların komşusu) kendilerine hizmet edecek köleler aramaktadır. Juan-Juanlar, komşu kabilelere çeşitli baskınlar yapar. Yakarlar, yıkarlar, yağmalarlar. Esir aldıkları insanların genç ve güçlü olanlarını, adına mankurtlaştırma denilen işkenceye tabi tutarlar.
Kırgız Yazar Cengiz Aymatov ‘Gün Olur Asra Bedel’ isimli romanında ‘mankurt efsanesini’ anlatır.
İşkence şöyledir: Önce esirin başı kazınır ve saçları tek tek kökünden kopartılır. Bu esnada bir deve kesilerek, boyun derisi parçalara ayrılır. Esirin kan içindeki kafası bu deri parçalarıyla sarılır. Tutsak bu işkence ardından günlerce aç susuz kızgın bozkır güneşi altında bekletilir. Deri güneşte kurudukça basınç uygular. Ya ölecektir, ya da hafızasını tamamen yitirecektir. İşkence dayanılmaz bir acı verir. Kazılan saçlar büyümeye başladıkça dışarı çıkamayarak, esirin başına batar. Tutsak başını yere vurmasın diye kütüğe bağlanır, elleri ve ayakları da bağlanır. Bu işkenceye dayanamayan tutsakların bazıları ölür. Bazıları da mankurtlaşır.
Mankurt işkencesine uğrayarak geçmişini hatırlamayan genç ve güçlü adam artık bir mankurt olmuştur. İstenilen her şeyi yapmaya başlar. Bilinçsizdir! Zihni yeniden inşa olmuştur. Benliğini yitirir. Aslını unutur. Geçmişe dair bir şey hatırlamaz. Mankurtlaştırılan kişi kendisini mankurtlaştıranları efendi bilerek, onlara adeta tapar, adını unutur, soyunu unutur, anasını babasını bilmez, çocukluğunu hatırlamaz.
Mankurtlaşan kişi, yalnızca hayvanî bir itaat içerisindedir. Efendisinden başkasının sözünü dinlemez. Midesinden başka bir şey düşünmez. Onun için bedeninin gereksinimleri çok önemlidir. Ayrıca efendisi tarafından ağır ve kirli işlere verilir.
Mankurtlaşan kişi, içinde yaşadığı toplumdan uzaklaşır ve yabancı himayesine girer. Kimliksizleşir. Yabancılaşır. Dostunu düşmanını bilmez. Mankurtlaşmak, yabancılaşmaktır. Mankurt düşünmez. Başkaları düşünür ve onu yönlendirir.
Mankurt, sorgusuz sualsiz bir şekilde teslim olur. Başkaldırma, isyan, sorgu gibi şeyler ona uzaktır.
Mankurtlaşma kavramı bugün Türk Cumhuriyetlerinde dilini ve tarihini unutarak Ruslaşmış Türkler için de kullanılmaktadır.
Günümüzde “mankurt ve mankurtlaşmak” kavramları siyasal ve sosyolojik terminolojiye giren kavramlardır. Ve bu durum, Türk insanını yakından ilgilendirmektedir.
 Mankurtlaşma, tarih boyunca hemen her toplumda bir şekilde yaşanmış, yaşanmaya da devam etmektedir. Aklını kullanmayan, düşünmeyen, işitmeyen, görmeyen, hissizleşmiş, körü körüne taklit eden, aklını efendilerine teslim etmiş insanlar her zaman var olduğu gibi var olmaya da devam edecektir. Bu gün dünyada egemen olan kültürün istediği şekilde, yönlendirdiği şekilde bir mankurtlaşma operasyonu yapılmaktadır. İnsanlara asılları unutturulmakta benliklerinin

 ve iradelerinin yitirilmesi amaçlanmakta, güdülen bir sürü olmaları, efendilerine kayıtsız şartsız itaat etmeleri istenmektedir. 
 Toplumumuzun içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurup dikkatlice düşündüğümüzde...
  Mankurtlaşmanın toplumumuzdaki ağır sonucu mu?
   

 Hilmi Duru makalesi

 "Bir çagin vicdani olmak isterdim; bir çagin, daha dogrusu bir ülkenin.. Idrakimize vurulan zincirleri kirmak, yalanlari yok etmek, Türk insanini Türk insanindan ayiran bütün duvarlari yikmak isterdim. Muhtesem bir maziyi daha muhtesem bir istikbale baglayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü... Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum... En büyük tehlike, uzun zamandir müptela oldugumuz yobazlik. Bize düsen, dertlerimizi ömür boyu gönüllerinde tasiyan insanlara sevgiyle egilmek ve "hödük" idrakimize hata gibi gelen kusurlari cimbizla ayiklamaya kalkismamak. Türk insani irfandan önce sevgiye ve anlayisa muhtaçtir."
Cemil Meriç
 "ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. benim manevi mirasım bilim ve akıldır. zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur."
Mustafa Kemal Atatürk


 Gelin biraz link gezelim, bir arkadaşa bakıp çıkalım:

 http://en.wikipedia.org/wiki/Irfan
http://en.wikipedia.org/wiki/Twelver  
Twelver or Imami Shīa Islam (Athnā‘ashariyyah or Ithnā‘ashariyyah, Arabic: اثنا عشرية‎) is the largest branch of Shī‘ī (Shi'a) Islam.
 http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0mamiye-i_isna_a%C5%9Feriye 
İmamîye-î İsnâ‘aşer’îyye (İmamî Şiîlik, İsnaaşeriyye, ya da Onikiciler) (Arapça: اثنا عشرية‎, Athnā‘ashariyyah / Ithnā‘ashariyyah) On İki İmama inanmalarından dolayı (Onikicilik/On İki İmamcılık) olarak adlandırıldıkları da olur.
http://fatihdeneri.blogspot.com/2012/02/cemil-mericten-secmeler-2.html

 Küçükken bir arkadaşım tarafından şöyle bir soruya maruz kalmıştım:
Atatürk'ü mü daha çok seviyorsun, Hz. Muhammed'i mi?
Ona da bu soru sorulmuştu çünkü.
O zamanlar cevabım Atatürk olmuştu.
Sonrasında Atatürk'ü okudum. Hz Muhammed'in liderlik yeteneklerini anladım.
Cevabım değişti.
Yıllarca bu soruya cevabım hep değişti.
Ama sonunda şuna vardım.
Asıl farkına varılması gereken, bu soruyu soran

zihniyetin amacı.
Bu kirli ve amaçlı zihniyet insanlık tarihi boyunca değişmedi.
İsimler değişti, niyet değişmedi.
Unutmadan:
Düşünen ve inananları bölemezsiniz.


Hadi Eyvallah. Kızılçullu

12 Eylül 2012 Çarşamba

Dayan göğsüme haydi bree!

Merhabalar, bu derlemeyi çok kısa kesiyorum.
Fazla konuşmaya ihtiyaç kalmadan kişinin kendini açıklayabilmesini seviyorum.
Çalışıyorum bunun üzerine de.
Buyurunuz, huzur olur. 




Ayazın işlerken içime,ben ki egeli lodosum baş eğmem el yeline..
Kabalık etme kırılgandır nazik gönlüm,dayan göğsüme haydi breee!

Talihin şarap olamamak üzümken, 
Beni görememen  gözümken


SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

NAZIM HİKMET 
Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.


"Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi." 

Ne diyebilir ki aciz Ustaoğlu bu kelimelerin üzerine.


5 Eylül 2012 Çarşamba

Pişmanlık ve Yalnızlık

 Pişmanlık, insanlık üstü bir korku.
Sanki insan icadı değil de doğuştan ruhumuza işlenmiş bir algoritma parametresi.
İlk pişmanlık Adem’in midir, Havva’nın mı yoksa?
Yoksa Kabil mi keçidir günahlarımıza?
Ama ben keçi peynirini severim en fazla.
Öyle hellim falan değil bildiğin ağzımı gere gere, pastel yapay güzelliklerin yüzüne bakabaka söyleyeceğim gibi "evet ben keçi peynirini çok severim!". 
Küçükken de hep keçi sütü içmişim Bebelac stili değiliz hani, biline.

Acaba yaratan da yaratığının bu kadar fazla deccale yenilmesinden pişman mıdır ki?
Acaba şeytan bu kadar uğraşına rağmen insanlar üzerinde etkinliğine pişman mıdır?
Pişman olmasak güzel insan olarak kalabilir miyiz?
Ya da insanların hiç ama hiç pişman olmadığı bir dünya nasıl bir dünya olur?

Amaaaaenn ( Burhan altıntop stili ) adı: cehennem mi la onun.

Bu yüzden pişmanlığı hissedebilmek, şükredilecek tamamen insani bir duygudur.
Ne zaman ki hissetmiyoruz pişmanlığımızı, o zaman gerçekten yanlış yoldayız ve de bulunduğumuz yolu bile sorgulamıyoruz demektir.
Sorgulamayan insan pişmanlıkta duymaz mı ne, aha gerçekten de öyle.

Hem Akeraton üstadım da bu konuya çağlar öncesinden erişemese de bizimle aynı sofrada rakı içememekten, senin yüreğinin özü sevgiyle demlediğin Türk kahveni içememekten pişman mıdır ha?
Bence şüphe götürmez bir olgudur bu, kesinlikle pişmandır.
Hem geleceğine şüphe götüren mi pişman kalır ?
Geçmişe dair pişmanlıktan ziyade, geleceğe dair pişmanlık olgusunun yaratılmasının daha insani ve erdemli bir olgu olduğuna inanırım.
Gelecekte gerçekleştirilemeyecek her hedef potansiyel bir pişmanlık sebebidir.
Buna meslekte Önleyici Bakım diyorlar yahu. Desinler onlar.

Eğer kişinin geçmiş pişmanlığı kendi değerlerinden büyükse geriye yaşanacak bir şey kalmamış olgusuna kapılınabilinir ve kendini bir yapay mutsuzluk içinde bulabilir.
Çünkü gerçek acı çok serttir, kanar.

Fakat yapay acı, sen kaşıdıkça küçük küçük acır.
Şanına yakışır bir acı bile değildir yapaylık.

Hem de insanın kaderinde yazılı gelecek acıları varken.
Hem insan en sevdiğini mezara koyarken ne hisseder?
Ya da ebeveynine saygıda kusur edeni hangi hukuku üstün değerlendirici affeder?
Neden anaya, babaya, kardeşe, insana saygısızlığın cezası olmaz ki mülkün temelinde?
Gurur kırmanın, pişman bırakmanın adaletini kim keser?
Yaşama sebebimi bir Yüce Yaratanın var olduğuna ve onun üstün hukuk anlayışına inanan ben,
huzurumu bozamaz halde bırakıp pişmanlıklarımı
Adaçayı içiyorum üzerine,nefes açıyor hem.

Bir de insani haller vardır tabi.
İnsanın insana duyduğu ve de putlaştırdığı aşklar misali,
Tanrının ondan daha fazla sevdiği için elinden aldığı hani.
Yapay aşk.
Bu düşüncelerin ortasından bir DemirAli dede nasihati:
Zahiri bir dünyada olduğumuz unutulmamalı.

Ha unutmadan:
“Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkmadığınız içinboğulursunuz.” EDWİN LOUİS COLE


Arayış

En kısa ceza
Ömür-boyu olandır..
Kimse bilmediğinden.

Kim bilir;
Belki bir yalan'dır..
Kendiliğinden.

Bir korku'dur belki,
Saklanandır..
Çirkinliğinden.

Bir soru olsa gerek;
Sorulmadığındandır..
Birden.

ÖzdemirAsaf
 
Yalnızlık
I
Yalniz kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.

II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanın kendine mektup yazması
Ve dönüp-dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.
Özdemir ASAF



Oysa günün birinde yalnızlık yoracak seni, günün birinde gururun iki büklüm olacak ve cesaretin kırılacak.
'Yalnızım' diye haykıracaksın günün birinde. 
Kendi ululuğun bile bir hayalet gibi korkutacak seni. 
Her şey sahte !
Diye bağıracaksın günün birinde..
Yalnız kişiyi öldürmeye çalışan duygular vardır; öldürmeyi başaramazlarsa eğer, onların ölmesi gerekir.
Peki, gücün yetiyor mu buna? Katil olmaya?
Friedrich Nietzsche


Gücün yetiyor mu?

Kızılçullu

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Köy Enstitüsü, Toprağın Çocukları ve Kızılçullu

The Village Institutes

THE VILLAGE INSTITUTES
The Village Institutes were founded in 1941 at 21 different places around Anatolia in order to train teachers for village schools and especially were built on open land, but close to a railroad station or a village.
These institutes, adopting the concept of "better education for productivity", accepted bright village children and curriculum consisted of not only regular lessons but also workshops, ateliers and work- in-fields.
Reading, researching, studying and various parts of art were immensely encouraged in these institues.
The Village Institutes were established by the great efforts of the Minister of Education, Hasan Ali Yücel and head master Ismail Hakki Tonguc in the time of Prime Minister Ismet Inonu.

KÖY ENSTİTÜLERİ
Köy Enstitüleri,köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1940 yılında Anadolu'nun 21 ayrı bölgesinde açılmıştır. Bu okulların,özellikle bir köye ve demiryoluna yakın,geniş arazili yerler olmasına dikkat edildi.
"Eğitim üretim içindir"anlayışını benimseyen bu okullar, köylerdeki zeki çocukları kabul ediyor, iş içinde, iş eğitimi veriyordu. Günlük derslerin yarısı, çeşitli atölye ve arazilerde geçiyordu. Okuma, araştırma, inceleme ve sanatın bütün dalları destek görüyordu.
Köy Enstitüleri, Başbakan ismet İnönü döneminde, Bakan Hasan Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un büyük gayretleriyle kurulabilmişti.
-----------------------------------------------------
Köy Enstitüleri, dünyada tek ve ilk örnektir. Birleşmiş Milletler Dünya Kültür Teşkilatı UNESCO tarafından kalkınmakta olan ülkelerin eğitim sistemine örnek olarak gösterilmektedir.

  Bu resimde hiç ama hiç birşey ithal değil, biliyorsunuz..

Üzerinde çokça kitap yazılmış bir konu için, yine cüret etmeyeceğim yazmaya.
Bu çalışma, sadece "Ben okurken araştırıyorum. Okumak isteyen de benim harcadığım zamanı harcamasın niyetiyle ortaya çıkmış bir çalışmadır."
Eğitim sistemimizin genel yanlışlarını hepimiz bir kenarından yorulayabiliriz
Yurt dışı tıklayanar falan da oluyor 1 kişi merak eder de okursa, hepimize kardır

Markstan, feodelite, ekonomik buhranlarla ve ideolojiler içerisinde bu sistemin yorumlanmaları üzerine nacizane okumalarım oldu fakat burası benim için sadece genel anlamda bilgi paylaşım yeridir .

Üzerinde çok konuşurum başlarsam. O yüzden sadece Yolumuza taşları dizmekle başlayayım ben.
Genel manada bilgisinin her yerde bulunabildiği bir konu olduğundan farklı bir yol izleyeceğim.
Her zamanki gib Vira Bismillah.


 " Köy Enstitüleri'nin kurulduğu yerlere birer 'meçhul öğretmen' anıtı dikilmeli ve her kuruluş günlerinde (17 Nisan) saygı duruşunda bulunmalıyız."
Uğur Mumcu

Mustafa Kemal Atatürk - Hasan Âli Yücel - İsmail Hakkı Tonguç - Halil Fikret Kanad - İsmet İnönü 
 

 "Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür."
M.Kemal Atatürk (Milli Kütüphane)
Müstahsil: Üretici, yetiştirici


 
   "DUYARSAM UNUTURUM, GÖRÜRSEM HATIRLARIM, YAPARSAM ÖĞRENİRİM..."
-Konfiçyüs-
 
 "Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir. Ona basit bir kütle denir, millet denmez. "
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK-
14.10.1925
 

  Hasanoğlan'da amfi
tiyatr inşAşık Veysel (Kara Toprak) / Köy Enstitüleri
aatı...
 Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık vesel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu.


 Ismail Hakki Tonguç,
 “Aydınları serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan ve açıklayan pek az insan olur. Böyle insanların kıt olduğu yerlerde, fikir hayatı canlanamaz. Toplumun en önemli işleri kanılarını saklayan, esen rüzgara göre fikir değiştiren kişilerin elinde kalır... Öğretmenlik mesleği, fikirsiz, ilkesiz insanlarla güçlenemez…” 
İSMAİL HAKKI TONGUÇ 
 "Köy enstitülerinin mimari."

  Köy Enstitüleri'nin amacı (Dr. Engin TONGUÇ)
KIZILÇULLU KÖY ENSTİTÜSÜ

  Cumhuriyetin ilk yıllarında bir bayram töreni...

3803 no’lu yasa ile kurulan köy enstitüleri 1947’lerden itibaren temel programlarında (müfredatında) değişikliklere gidilerek iş için, iş içinde eğitim belgisi yerini klasik ezberci eğitim’e bırakan öğretmen okullarına dönüştürülmeye başlandı. Şubat 1954’de de 6234 sayılı kanunla köy enstitüleri geleneksel ilk öğretmen okullarıyla birleştirildi. Böylece köy enstitüleri kapandı.


 21:00. 31:00 dakika arasını izleyiniz. 33,30-37:30
 Prensip bozulmadı Cumhurbaşkanına.

Köy enstütülülerin yorumları:
"Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum, enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu.
Klâsiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı"
Gönen Köy Enstitülü Fakir Baykurt

Kızılçullu Köy Enstitüsü 1944 mezunu  Hikmet DÖNMEZ ile ilgili yerel basında çıkan haberler.

Toprağın Çocukları 14 Eylül 2012 de vizyonda.

Köy Enstitüsü filmi çekmek sanat yapmak değil, memleket meselesidir.(Erkan Can)


 
Toprağın Çocukları Teaser
Toprağın Çocukları Teaser II
Toprağın Çocukları Teaser III
BOZKIRDAN GELEN KIR CICEKLERI
 DVD

KAMU HİZMETİ

 KÖY ENSTİTÜLERİYLE İLGİLİ KİTAP LİSTESİ

 "Köy Enstitüleri'nden görülmemiş fotoğraflar" (SABAH, 16.04.2012)
 
Düşünen Tohum Konuşan Toprak Cumhuriyet’in Köy Enstitüleri 1940-1954 Belgeseller 
20 Nisan – 28 Haziran

KOY ENSTITULERI: BOLUM 1 
Bazen lik kırık oluyor ya da devamı gelmiyor.
 Ben sıralayayım.
KOY ENSTITULERI: BOLUM 2
KOY ENSTITULERI: BOLUM 3
 KOY ENSTITULERI: BOLUM 4
 KOY ENSTITULERI: BOLUM 5
 KOY ENSTITULERI: BOLUM 6
 KOY ENSTITULERI: BOLUM 7 

Köy enstitüleri oradaydım CNN Türk bölüm 1

Köy enstitüleri oradaydım CNN Türk- bölüm 2
 Köy enstitüleri oradaydım CNN Türk- bölüm 3


  ÇİFTÇİYİ TOPRAKLANDIRMA KANUNU (MÜLGA)
    Kanun No: 4753
    Kabul Tarihi: 11/06/1945
    Resmi Gazete Tarihi: 15/06/1945     http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/15131.html

 Köy Enstitüsü Köşe Yazıları

3e3 kapışma
 27.02.2011 tarihinde HÜRRİYET gazetesi Yazar Özdemir İNCE 
 Köy enstitüleri ve imam hatip okulları (1)
 Köy enstitüleri ve imam hatip okulları (2)


Hatırlayalım hatırlatalım Engin Ardıç
CHP amigolarına özel yazı Engin Ardıç
Köy Enstitüsü faşist bir müessesedir! Engin Ardıç

 İki bakış açısına da görüş derim ama bunu anlayamam işte.
" Türkiye'de seçkinlerin kendine özgü tutumları vardır. Örneğin Türk siyasi literatüründe Köy Enstitüleri dehşetli bir solculuk, devrimcilik gibi görünür. Oysa ileri toplum demek sanayileşmiş, kentleşmiş toplum demektir. Köy çocuğunu özel eğitimden geçirip bilgili köy adamı yetiştirmenin ileri bir toplumculuk olduğunu sanmıyorum." MEHMET BARLAS

 Köyü ve köy romanlarını anımsamak Doğan HIZLAN
Köy Enstitülerini hatırlayalım Hatırlatalım Doğan HIZLAN
 Mahmut Makal kitaplığı Özdemir İnce
Köy Enstitüleri kederi Özdemir İnce

 Kızılçullu öğrencileri, ipekböceği yetiştitiyor...

NET BİR YAZI.
"Köy Enstitüleri, resmen 1940 yılında kurulur. Ama tohumlarının atılması, daha eski bir döneme, üstelik Milli Mücadele’nin belki de en bunalımlı dönemine uzanır. 1921 Temmuz’unda Ankara’da Maarif Kongresi toplanır. O sırada Yunan ordusu Ankara’ya yaklaşmaktadır. Kent boşaltılmaktadır. İşte böyle bir kentte, Anadolu’nun dört bir yanından gelen öğretmenlerin katılımıyla eğitimi konu alan bir kongre toplanır. Açılış konuşmasını da Mustafa Kemal Atatürk yapar. O gün Mustafa Kemal, silahlı ordularının değil, fakat bir başka ordunun, “eğitim ordusu”nun başındadır. Çünkü ona göre ve tarihsel koşullardan dolayı, silahlı orduların kazanabileceği bütün zaferlerin devamlılığı, yalnızca ve yalnızca öteki ordunun, “eğitim ordusu”nun kazanacağı, mutlaka kazanması gereken zaferlerinden bağımlıdır. Cumhuriyet, henüz kurulmamıştır, ama Mustafa Kemal’in düşüncelerinde çoktan hazırdır ve bu düşüncelere göre Anadolu’da yeni kurulacak bir devletin Batı karşısında ayakta kalabilmesi, ancak geniş anlamda bir eğitimin gerekli bütün temellerinin atılabilmesiyle gerçekleşebilir. Yeni devlet, bir düştür; böyle bir düşün, 1935 sayımına göre erkeklerinin yüzde 76.7’si, kadınlarının ise yüzde 91.8’inin okuma yazma bilmediği bir toplumda gerçekleşebileceğini düşünmek ise, ütopya kavramının bile dışında kalır. Yüzyılların ihmallerinin hamuruyla yoğrulmuş böyle bir ortamda “muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşabilmek, sıradan programlarla değil, ancak bir başka milli mücadele ile, eğitim seferberliği ile mümkündür."
 ‘Düşünen Tohum, Konuşan Toprak...’Ahmet Cemal
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=358124&utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

Ülkemizin Kaçırdığı En Büyük Eğitim Projesi: Köy Enstitüleri
İbrahim Ortaş
Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
 http://www.elyadal.org/pivolka/17/koyens.htm

Meraklısına!
 Attilâ İlhan köy enstütüleri
 http://emeginsanati2.blogcu.com/yavuz-akozel-koy-enstituleri-gercegi-ve-attila-ilhan/9827873

 İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü öğrencileri Kordonboyu'nda bir tören yürüyüşünde...
 
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik,
Yüz  yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir!”
(Çin özdeyişi)

 Videomuzun 1.40'ına getiriyoruz.
Ve özetleyip gelmişimizi geçmişimizi bir Dosttan selam alıyorum.

  "Esas savaş şimdi başlıyor, cehaletle savaş düşmanla savaşmaktan daha az ehemmiyetli değildir.”
Gazi Paşa 

Emre Demir Ustaoğlu
Kızılçullu

Eyüp kardeşim ve yürek sızısı

Uzun zamandır blogumda yazmıyorum. Ne düzenlemesine, ne imlasına ne de tasarımlarına dikkat ettiğim bir yazı olacak bu. Beni çok etkileyen ...