7 Nisan 2012 Cumartesi

Çocukluk, Umarsızca istemek, İki kalp ve Âdem'in Yaratılışı

Uzunca bir aradan sonra içimden geldiğince karalayacağım.
Gel sergüzeştime ortak ol canım benim.
Bu da fon müziğimiz olsun.
Çocukken ne kadar da çok isterdik bazı şeyleri. 
Olsun diye ısrar ederdik, etmesek dahi içerimizdeki o gerçekleşmesi gereken konu her ne olursa olsun çok güçlü bir his duyardık. 
Yani ben duyardım. 
O an için hayattaki en önemli konu benim isteğimin yerine getirilmesinin çok önemli olduğuydu. 
Bu bir okul gezisi olabilir. Tatildeyken 3. dondurmayı yemek olabilir. 
Mesela ben MSDOS kursuna gitmem gerekliliğini o kadar gerçekçi anlatmıştım ki aileme.
Gittim de sonra. 
Hiçbir işime de yaramadı. DIR.
Taze gençlikte arkadaşlarla 2 ay ev tutup bir sahil kasabasında tatil yapmanın isteği olabilir.
Ne çok isterdim o an. 
Bir şey, bu kadar istenebilir hani. 
Olmayınca da olurluğunu ve olması isteğini anlatamayınca büyüğüme karşı nasıl bir güç, istek, biraz kızgınlık ama temelde anlaşılamamak hissi coşar dururdu yüreğimden boğazıma kadar.
 Hani o anda bir 'enerjitoplar' takılsa çocukluğumuza çağın en büyük yenilenebilir enerji kaynağı bulunmuş olurdu diye tahmin ediyorum. 
Kulaklarımdan, burnumdan çıkan buhara bir türbin takılsa ne de yararlı olurdum insanoğlu istihdam politikalarına. :D
Ağlamazdım da olmayınca ama çok yalnızlaşırdım.
Zaman geçti, günler yıl oldu. Hiç bir şeyi ozamanlardaki kadar isteyemedim bir daha.

Neden ister, neden sever insan herhangi bir şeyi? 
Bilemiyorum.
Bunun türlü açıklamaları olabilir farklı bilim dallarında.
Abiyogenezden varoluşçuluk felsefesine kadar uzunca bir şehir olurdu bu düşüncelerde yol almak
yan sokakları sosyal psikoloji, pedagoji ve niceleri.
Benim fikrim, sevmenin ve istemenin nedensizlik gücünde olması yönünde.
Biraz dağıtalım düşüncelerimizi, sonra toparlarız.
Ya da bırakırız dağınık kalır.
 "İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya

Bu şiirle birlikte aklıma hep bu tablo gelir.
Ne de olsa tam bir sonuç çözümlemesi yapmayacağımı önceki karalamalarda belirttmiştim.
Yine sekilecek taşları diziyorum.
Siz şahane benliğinizde bulursunuz benim anlatamayacaklarımı.


Âdem'in Yaratılışı’nı betimleyen bu meşhur fresk Sixtine şapelinin tavanında yer alıyor. Bu tablo ünlü İtalyan Rönesans dönemi ressamı, heykeltıraşı, mimarı ve şairi Michelangelo (6 Mart  1475 – 18 Şubat 1564)  tarafından 1508 ile 1512 yılları arasında yapılmıştır.
Eserde, Tanrı temsilinin sol kolunun çevresinde bir kadın figürü yer almaktadır. Böyle bir tasvirde henüz yaratılmamış olan ve cennette insan şeklini almayı bekleyen Havva figürünü temsil etmesi amaçlandığı düşünülmektedir.

Tanrı’nın sağ kolu ise hayat ışığını vermek için Âdem’in parmağına doğru uzatılmış. Bu meşhur detayda parmaklar arasında çok az bir mesafe olduğu görülmekte ve Tanrı’nın duruşu ile Adem’in duruşu birbirine benzemektedir. Bu tablonun asıl anlatmak istediğinin  ‘’Tanrı’nın insanı kendi suretine benzer yaratması olgusu’’ olduğu düşünülmektedir.

Kur’anda Yaratılış : "And olsun ki biz insanı çamurdan, bir süzmeden yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk. Sonra nutfeyi alaka (embriyo) ya çevirdik. Alakayı (embriyo) bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir." (el-Mü'minûn, 23/12-14)

İncil  Genesis (Yaratılış): ‘’RAB Tanrı Ademi topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem, yaşayan varlık oldu. RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Âdemi oraya koydu.’’ ( Yaratılış 2, 7-8)

Bunlara sadece bilgi diyebiliriz. 
Belkide derya. 
Niceleri efsane olarak düşünülebilierler. 

Bu ayrıntılar etrafında sanki bir El, bir Göz bizim sade yaşantımızı Hayat haline getiriyor gibi geliyor bana.
Çocukça isteyerek, huzuru hissederek.
Gel, bekliyorum Sen'i.

Unutmadan, Yaratıcı ne istemiştir?

Kızılçullu



26 Mart 2012 Pazartesi

DESTİNA Hakkında

Başlayalım bakalım.
Destina hakkında.


Bir çiçek baksam ya da bir hayvan,
Kısmettir bir at alsam.
Ne bileyim belkide çocuğumun ismi olur.
Hayalimin aşk ismi: DESTİNA
3 saattir çevirip dinlediğim zamanlar çokçadır.
Üzerine fazla yorum yapmayacağım. 
Daha öncesinde üzerinde küçük bir araştırmam oldu. 
Onu paylaşayım istiyorum.

DESTİNA

Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım

Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara

Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana

DESTİNA

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için DESTİNA

Yaşamımın gizini vereceğim sana

şair: lale müldür

1) 1. Alaeddin keykubatın alanya(kolonoros) fethinden sonra kir fardın bağışlanmak amaçlı kendine eş olarak yolladığı hunat hatun(hunad mahperi hatun)un ilk adı prenses Destinadır. Zeki, çalışkan, dindar, kültürlü, cömert ve hayırsever bir kişi olarak kendisine bilge, büyük manasına gelen huand (hunat); eğitime ve öğretime yaptığı katkılardan dolayı da, ay parçası, etrafına nur ve güzellik saçan manasında mahperi ismi verilmiştir.
kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Hunat_Hatun

2) nar çiçeği.

3) farsça kökenli kadın ismi. dest farsça el demek olduğundan destina ele takılan ziynet eşyası, bilezik anlamına gelir.

4) su perisi.

5) "kader" anlamına gelen İtalyanca kelimedir. 
Bunlar da diğer güzel icralar:


Gözlerini kapatarak dinleyen her insan, biraz düşünür.
Diye düşünürüm hep.
Bugünlük böylesi oldu.
Hadi eyvallah.

22 Mart 2012 Perşembe

Cemre, Çipura, BeyazYaren Hakkında.

Merhaba,
 Bahar geldi, hepimize.
Cemre düştü toprağımıza.
Bu durumla ilgili ülkemde yaşanan türlü kargaşaların değerlendirmelerine pek tabiki girmeyeceğim.
İki cümleyle sekilecek taşları dizmek istiyorum.
Teşekkürlerini ruhumda biriktiriyorum.
( 2 eserde çok önemlidir, kesinlikle mutlu olursunuz. )
نوروزتان پیروز!!
 !Newroz piroz be

Kendimize dikkat etmemiz gereken zamanlardayız.
Bol su içmeye dikkat edelim. 
( Çünkü kıştan çıktık biraz da olsa unuttuk o güzelim alışkanlığımızı )
Sabahları enerji verecek tatlımızdan kendimizi mahrum etmeyelim.
Mantık çerçevesinde beslenelim işte herneyse.
Gelgelelim bu mevsimin beni en çok ilgilendiren konusuna.
Şimdi,
tam da
Çipura zamanı.
Ayarlayalım bu ara bir ses edin. 
Mevsimin Cemresi düşsün damağımıza Beyaz Yareni ile beraber.
Soframızın Beyaz masaörtüsü  şu 5 cümleden oluşsun istiyorum.

"Çözümde görev almayanlar, problemin bir parçası olurlar." 
Goethe

Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. 
Ama eğer uyumuyor da uyku talidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarfetseniz, nafiledir. 
Mahatma Gandhi

Özgürlüğün en büyük düşmanı, halinden memnun olan kölelerdir. 
Ernesto Che Guevara

  Herkesin fikir birliğine vardığı bir akşam kayıp bir akşamdır. 
Albert Einstein

Vre Dmitri;
Sizin Kosti güneş batarken Kordon'da rakı içmediyse, 
Sormadın mı be çocuk, 
'Ne halt etmeye almış İzmiri?'
İki yakanın kardeşliğine kaldıralım BeyazYareni.


Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...
Nazım Hikmet
(Rubailer Birinci Bölüm 5 )


BeyazYaren'e.

Kızılçullu

21 Mart 2012 Çarşamba

Olmuyor be kardeşim. Bazen bakıyorsun, düpedüz olmuyor. Uçsuz bucaksız olamıyor.


Merhaba, bugün sadece ve sadece günlük ruh halimi azda olsa ifşa eden bir girişimde bulunacağım.
Biraz az, belkide çok. 
Aman neyse ne yahu bizbizeyiz işte.


Herzaman kendime sorduğum sorudur: 
'İnsanlar ne ara yaşamaya böyle kolay alıştılar?
Ben ne zaman kaçırdım o şahane algı trenini? 
Neden öğrenemedim de yadırgıyorum yaşamayı. 
Pürüzsüz, sade, dengeli.'
Ah Tanrım ah, o ne şahane bahtiyarlıktır da erişemiyorum.
Bazen nefesim ciğerlerimde türbülans oluşturuyor, dönüyor dönüyor da 
bir dönemiyorum dünya eğikliğinde.

Kendi kendime mırıldanıveriyorum öyle anlarda dengesizlik kantarımın fon şarkısını.

 

 Olmuyor be kardeşim.
Bazen bakıyorsun, düpedüz olmuyor.
Uçsuz bucaksız olamıyor.
'Oldu gibi' düşünmeyi avunmak istemiyorsun.
Çatır çatır yoruluyor.
Büklüm büklüm uyuyor.
İnsan neslim yalnızlığınca yüzleşiyorum olmazlığımla.
Olmuyor.


'Aldırma' diyorum kendime.
Açıyorum eğlenceliğimi.
Aldanıyorum.

 Eyvallah.

19 Mart 2012 Pazartesi

Aşktın sen kokundan bildim seni Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu.

İnsan bazen yorulur.
Göğe bakma duraklarında, düşünür.

Hadi biraz duralım.
 Düşünmesekte olur bu aralar.


Uçurumda Açan

Aşktın sen kokundan bildim seni
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
...
...
...
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum.

Cemal Süreya


 İyi kararlar bir kaçınılmazlığa mahkûmdur ; daima çok geç alınırlar...
Oscar Wilde

Büyük insanlar, dünyayı düşüncelerin yönettiğini görenlerdir.
Emerson

Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır.
Byron

Düşünceye, karara, ve mutluluğa.
Pek tabiki
'kokusuna'.
Öperim O'nu kokusundan.
Huzur rahiyasından.


17 Mart 2012 Cumartesi

Dost'a Dair

Halil Cibran gecesi eyledim kendime, sizde ödüllendirin bu gece kendinizi.
Üzerinde yorum yapmadığım ilk yazı olacak. Üstat büyük.

Dostum..
göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni benim kayıtsızlığımdan seni koruyan özenle örülmüş bir elbise.benim içimdeki ‘ben’ dostum sessizlik içinde oturur sonsuzluğa dek kalacak orada doyulmaz erişilmez....

ne söylediklerime inanmanı ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.

senin için gündüz olduğu zaman dostum benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin’arkadaşım yoldaşım’ ben de sana seslenirim ‘yoldaşım arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak cehennemimle başbaşa kalayım.

sen gerçeği güzeli doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum sen iyi ihtiyatlı akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
dostum sen benim dostum değilsin ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil gene de birlikte yürüyoruz elele.

Dostum...
güneşe bak toprağa bak suya bak buluta bak; fakat arkana bakma....
kimin geldiği önemli değil kimin gelmediği de...
unutma yolcu değişir yol değişir ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp yolunu tanıma.
yola bak yolcuyu tanı yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

vahim olan yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz hedefsiz amaçsız şaşkın hercai ve seyyal.....
"en doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
onlar karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma....

ayağına batan dikenler aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler aşıkmış gibi davrananlardır.

gerçek aşık olanlarsa dikenini de sever.
dostum yollar yürümek içindir.

fakat şu gerçeği de hiç unutma:

yürümekle varılmaz lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri
yola oturup gelen-geçenin ayağına çelme takanları
yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip 50.metrede yola yatanları
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce yolculuk üzerine zor atanları
yürümeyi bırakıp yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp ömür boyu tafra satanları
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin...göreceksin dostum...
aldırma yürü.
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
vahiy haritan
nebi kılavuzun
akıl pusulan
iman sermayen
amel azığın
sevgi yakıtın
ahlâk karakterin
edep aksesuarın
merhamet sıfatın
şeref ve izzet adın olsun.

doğru yol:

insanların çoğunun gittiği yol değildir düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma tevbe özeleştiridir.
her molada yolda olup olmadığını yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.
"haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.'' unutma. 
Halil Cibran

15 Mart 2012 Perşembe

Hislerin evrenselliği ve kelimesizlik hakkında


Kelimeler yokturlar demiştim, biraz üzerinde ilerleyelim.
Konuşmayı pek tercih etmediğim günler içerisindeyim canım benim.
Bu sebeple eserler üzerindeki anlama bırakacağım kendimi.
Ne de olsa kelimesizliği kelime gereçleriyle anlatmaya çalışmak büyük gaflet olurdu.
Sen de bunu anlardın.
Takmazdın beni, bilirim.
Hadi, Yola çıkalım.






Hep çocukların yaşam tarzlarına bakınca, 'büyüklerden' daha fazla bir şey bildiklerini düşünürüm.
Tamam Tabula Rasa'ya da inanıyorum ama kendimi eleştiriyorum işte sana, bana karşı be karşı.
 Samimiyetimi cahilliğim sanma olur mu?

Bizler büyüdükçe yalanlara, sınırlara doğruymuş gibi inanıyoruz.
Örnekleyelim hadi.
Desem ki Sana, 'Kitlelere hitap edeceğim.'.
Hadi oradan canım sende, gevşek dersin.
Yeğenime desem, ?
Cevabını sende, bende bilemeyiz.

Hadi sınırlarımızla yaşamaya devam edelim.

Kelime ve hayal sınırlarımız arasında.


Eyüp kardeşim ve yürek sızısı

Uzun zamandır blogumda yazmıyorum. Ne düzenlemesine, ne imlasına ne de tasarımlarına dikkat ettiğim bir yazı olacak bu. Beni çok etkileyen ...