Merhabalar, bu derlemeyi çok kısa kesiyorum. Fazla konuşmaya ihtiyaç kalmadan kişinin kendini açıklayabilmesini seviyorum. Çalışıyorum bunun üzerine de. Buyurunuz, huzur olur.
Ayazın işlerken içime,ben ki egeli lodosum baş eğmem el yeline.. Kabalık etme kırılgandır nazik gönlüm,dayan göğsüme haydi breee!
Talihin şarap olamamak üzümken,
Beni görememen gözümken
SEVİYORUM SENİ
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
NAZIM HİKMET
Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
"Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi."
Ne diyebilir ki aciz Ustaoğlu bu kelimelerin üzerine.
Pişmanlık, insanlık üstü bir korku. Sanki insan icadı değil de doğuştan ruhumuza işlenmiş bir algoritma parametresi. İlk pişmanlık Adem’in midir, Havva’nın mı yoksa? Yoksa Kabil mi keçidir günahlarımıza? Ama ben keçi peynirini severim en fazla. Öyle
hellim falan değil bildiğin ağzımı gere gere, pastel yapay güzelliklerin
yüzüne bakabaka söyleyeceğim gibi "evet ben keçi peynirini çok
severim!".
Küçükken de hep keçi sütü içmişim Bebelac stili değiliz hani,
biline.
Acaba yaratan da yaratığının bu kadar fazla deccale yenilmesinden pişman mıdır ki? Acaba şeytan bu kadar uğraşına rağmen insanlar üzerinde etkinliğine pişman mıdır? Pişman olmasak güzel insan olarak kalabilir miyiz? Ya da insanların hiç ama hiç pişman olmadığı bir dünya nasıl bir dünya olur?
Amaaaaenn ( Burhan altıntop stili ) adı: cehennem mi la onun.
Bu yüzden pişmanlığı hissedebilmek, şükredilecek tamamen insani bir duygudur. Ne
zaman ki hissetmiyoruz pişmanlığımızı, o zaman gerçekten yanlış
yoldayız ve de bulunduğumuz yolu bile sorgulamıyoruz demektir. Sorgulamayan insan pişmanlıkta duymaz mı ne, aha gerçekten de öyle.
Hem
Akeraton üstadım da bu konuya çağlar öncesinden erişemese de bizimle
aynı sofrada rakı içememekten, senin yüreğinin özü sevgiyle demlediğin
Türk kahveni içememekten pişman mıdır ha? Bence şüphe götürmez bir olgudur bu, kesinlikle pişmandır. Hem geleceğine şüphe götüren mi pişman kalır ? Geçmişe
dair pişmanlıktan ziyade, geleceğe dair pişmanlık olgusunun
yaratılmasının daha insani ve erdemli bir olgu olduğuna inanırım. Gelecekte gerçekleştirilemeyecek her hedef potansiyel bir pişmanlık sebebidir. Buna meslekte Önleyici Bakım diyorlar yahu. Desinler onlar.
Eğer
kişinin geçmiş pişmanlığı kendi değerlerinden büyükse geriye yaşanacak
bir şey kalmamış olgusuna kapılınabilinir ve kendini bir yapay mutsuzluk
içinde bulabilir. Çünkü gerçek acı çok serttir, kanar.
Fakat yapay acı, sen kaşıdıkça küçük küçük acır. Şanına yakışır bir acı bile değildir yapaylık.
Hem de insanın kaderinde yazılı gelecek acıları varken. Hem insan en sevdiğini mezara koyarken ne hisseder? Ya da ebeveynine saygıda kusur edeni hangi hukuku üstün değerlendirici affeder? Neden anaya, babaya, kardeşe, insana saygısızlığın cezası olmaz ki mülkün temelinde? Gurur kırmanın, pişman bırakmanın adaletini kim keser? Yaşama sebebimi bir Yüce Yaratanın var olduğuna ve onun üstün hukuk anlayışına inanan ben, huzurumu bozamaz halde bırakıp pişmanlıklarımı Adaçayı içiyorum üzerine,nefes açıyor hem.
Bir de insani haller vardır tabi. İnsanın insana duyduğu ve de putlaştırdığı aşklar misali, Tanrının ondan daha fazla sevdiği için elinden aldığı hani. Yapay aşk. Bu düşüncelerin ortasından bir DemirAli dede nasihati: Zahiri bir dünyada olduğumuz unutulmamalı.
Ha unutmadan: “Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkmadığınız içinboğulursunuz.” EDWİN LOUİS COLE
Arayış
En kısa ceza Ömür-boyu olandır.. Kimse bilmediğinden.
Kim bilir; Belki bir yalan'dır.. Kendiliğinden.
Bir korku'dur belki, Saklanandır.. Çirkinliğinden.
Bir soru olsa gerek; Sorulmadığındandır.. Birden.
ÖzdemirAsaf
Yalnızlık I Yalniz kaldınız sanırsınız, Biliyorum. Yalnız bırakılmışsınız, Biliyorum. Ötesi yok.
II Ötesi var: Yalnızlık Müziğin bile seni dinlemesidir. Yalnızlık İnsanın kendine mektup yazması Ve dönüp-dönüp onu okuması Yalnızlığın da ötesidir. Özdemir ASAF
Oysa günün birinde yalnızlık yoracak seni, günün birinde gururun iki büklüm olacak ve cesaretin kırılacak. 'Yalnızım' diye haykıracaksın günün birinde.
Kendi ululuğun bile bir hayalet gibi korkutacak seni.
Her şey sahte ! Diye bağıracaksın günün birinde.. Yalnız kişiyi öldürmeye çalışan duygular vardır; öldürmeyi başaramazlarsa eğer, onların ölmesi gerekir. Peki, gücün yetiyor mu buna? Katil olmaya?
THE VILLAGE INSTITUTES
The Village Institutes were founded in 1941 at 21 different
places around Anatolia in order to train teachers for village schools
and especially were built on open land, but close to a railroad
station or a village.
These institutes, adopting the concept of "better
education for productivity", accepted bright village children and
curriculum consisted of not only regular lessons but also workshops,
ateliers and work- in-fields.
Reading, researching, studying and various parts of art were immensely
encouraged in these institues.
The Village Institutes were established by the great efforts
of the Minister of Education, Hasan Ali Yücel and head master Ismail
Hakki Tonguc in the time of Prime Minister Ismet Inonu.
KÖY ENSTİTÜLERİ
Köy Enstitüleri,köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla,
1940 yılında Anadolu'nun 21 ayrı bölgesinde açılmıştır. Bu
okulların,özellikle bir köye ve demiryoluna yakın,geniş arazili yerler
olmasına dikkat edildi.
"Eğitim üretim içindir"anlayışını benimseyen bu
okullar, köylerdeki zeki çocukları kabul ediyor, iş içinde, iş eğitimi
veriyordu. Günlük derslerin yarısı, çeşitli atölye ve arazilerde
geçiyordu. Okuma, araştırma, inceleme ve sanatın bütün dalları destek
görüyordu.
Köy Enstitüleri, Başbakan ismet İnönü döneminde, Bakan Hasan
Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un büyük gayretleriyle
kurulabilmişti.
-----------------------------------------------------
Köy Enstitüleri,
dünyada tek ve ilk örnektir. Birleşmiş Milletler Dünya Kültür Teşkilatı
UNESCO tarafından kalkınmakta olan ülkelerin eğitim sistemine örnek
olarak gösterilmektedir.
Bu resimde hiç ama hiç birşey ithal değil, biliyorsunuz..
Üzerinde çokça kitap yazılmış bir konu için, yine cüret etmeyeceğim yazmaya.
Bu çalışma, sadece "Ben okurken araştırıyorum. Okumak isteyen de benim harcadığım zamanı harcamasın niyetiyle ortaya çıkmış bir çalışmadır."
Eğitim sistemimizin genel yanlışlarını hepimiz bir kenarından yorulayabiliriz
Yurt dışı tıklayanar falan da oluyor 1 kişi merak eder de okursa, hepimize kardır
Markstan,
feodelite, ekonomik buhranlarla ve ideolojiler içerisinde bu sistemin
yorumlanmaları üzerine nacizane okumalarım oldu fakat burası benim için sadece
genel anlamda bilgi paylaşım yeridir .
Üzerinde çok konuşurum başlarsam. O yüzden sadece Yolumuza taşları dizmekle başlayayım ben.
Genel manada bilgisinin her yerde bulunabildiği bir konu olduğundan farklı bir yol izleyeceğim.
Her zamanki gib Vira Bismillah.
" Köy Enstitüleri'nin
kurulduğu yerlere birer 'meçhul öğretmen' anıtı dikilmeli ve her kuruluş
günlerinde (17 Nisan) saygı duruşunda bulunmalıyız." Uğur Mumcu
Mustafa Kemal Atatürk - Hasan Âli Yücel - İsmail Hakkı Tonguç - Halil Fikret Kanad - İsmet İnönü
"Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür."
"Milletleri
kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden
mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir.
Ona basit bir kütle denir, millet denmez. "
Gazi Mustafa Kemal
ATATÜRK-
14.10.1925
Hasanoğlan'da amfi
tiyatr inşAşık Veysel (Kara Toprak) / Köy Enstitüleri
Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel
sazları çalması öğretiliyordu. Aşık vesel, enstitüleri gezip öğrencilere
saz çalmasını gösteriyordu.
Ismail Hakki Tonguç,
“Aydınları
serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan ve
açıklayan pek az insan olur. Böyle insanların kıt olduğu yerlerde, fikir
hayatı canlanamaz. Toplumun en önemli işleri kanılarını saklayan, esen
rüzgara göre fikir değiştiren kişilerin elinde kalır... Öğretmenlik
mesleği, fikirsiz, ilkesiz insanlarla güçlenemez…”
3803 no’lu yasa ile kurulan köy
enstitüleri 1947’lerden itibaren temel programlarında (müfredatında)
değişikliklere gidilerek iş için, iş içinde eğitim belgisi yerini klasik
ezberci eğitim’e bırakan öğretmen okullarına dönüştürülmeye başlandı.
Şubat 1954’de de 6234 sayılı kanunla köy enstitüleri geleneksel ilk
öğretmen okullarıyla birleştirildi. Böylece köy enstitüleri kapandı.
21:00. 31:00 dakika arasını izleyiniz. 33,30-37:30
Prensip bozulmadı Cumhurbaşkanına.
Köy enstütülülerin yorumları:
"Köy enstitüsü benim
için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra
gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak
istiyordum, enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu.
Klâsiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre
yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye
giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı"
İki bakış açısına da görüş derim ama bunu anlayamam işte.
" Türkiye'de seçkinlerin kendine özgü tutumları vardır. Örneğin Türk
siyasi literatüründe Köy Enstitüleri dehşetli bir solculuk, devrimcilik
gibi görünür. Oysa ileri toplum demek sanayileşmiş, kentleşmiş toplum
demektir. Köy çocuğunu özel eğitimden geçirip bilgili köy adamı
yetiştirmenin ileri bir toplumculuk olduğunu sanmıyorum." MEHMET BARLAS
NET BİR YAZI.
"Köy Enstitüleri, resmen 1940 yılında kurulur. Ama tohumlarının atılması, daha eski bir döneme, üstelik Milli Mücadele’nin belki de en bunalımlı dönemine uzanır. 1921 Temmuz’unda Ankara’da Maarif Kongresi toplanır. O sırada Yunan ordusu Ankara’ya yaklaşmaktadır. Kent boşaltılmaktadır. İşte böyle bir kentte, Anadolu’nun dört bir yanından gelen öğretmenlerin katılımıyla eğitimi konu alan bir kongre toplanır. Açılış konuşmasını da Mustafa Kemal Atatürk yapar. O gün Mustafa Kemal, silahlı ordularının değil, fakat bir başka ordunun, “eğitim ordusu”nun
başındadır. Çünkü ona göre ve tarihsel koşullardan dolayı, silahlı
orduların kazanabileceği bütün zaferlerin devamlılığı, yalnızca ve
yalnızca öteki ordunun, “eğitim ordusu”nun kazanacağı, mutlaka kazanması gereken zaferlerinden bağımlıdır. Cumhuriyet, henüz kurulmamıştır, ama Mustafa Kemal’in düşüncelerinde çoktan hazırdır ve bu düşüncelere göre Anadolu’da
yeni kurulacak bir devletin Batı karşısında ayakta kalabilmesi, ancak
geniş anlamda bir eğitimin gerekli bütün temellerinin atılabilmesiyle
gerçekleşebilir. Yeni devlet, bir düştür; böyle bir düşün, 1935 sayımına
göre erkeklerinin yüzde 76.7’si, kadınlarının ise yüzde 91.8’inin
okuma yazma bilmediği bir toplumda gerçekleşebileceğini düşünmek ise,
ütopya kavramının bile dışında kalır. Yüzyılların ihmallerinin hamuruyla
yoğrulmuş böyle bir ortamda “muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşabilmek, sıradan programlarla değil, ancak bir başka milli mücadele ile, eğitim seferberliği ile mümkündür."
‘Düşünen
Tohum, Konuşan Toprak...’Ahmet Cemal http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=358124&utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter
Merhabalar canım kardeşim, şimdi bu derlememizde biraz dibe dalacağız. Üzerinde derin araştırılmalar yapılmış bir konu için ben sadece sunan olacağım, cüret eden değil.
Coğrafyalar mesafelerinde, tarih zamansızlıklarında gezinip duracağız.
Pek tabiki arzu ederseniz.
Dilerseniz, yazının "Meraklısına" bölümlerini geçip yine ne üzerine Yol aldığıma ulaşabilirsiniz.
Bu çalışma merak edildiğinde açılıp okunacak, dinlenilecek arşiv niteliğinde bir derlemedir.
Varyantları o kadar fazla ki, peh ki ne peh.
Sarı Gelin; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran'da
popüler bir halk türküsü.
Türkü farklı dillerde farklı sözlere sahip
olsa da melodisi aynıdır.
Sözlü kültürel bir miras olan bu geleneksel
türkü, anonim olduğu için yazarı veya bestecisi bilinmez.
Kelimesizlik takıntılı biri olduğumdan bir şey paylaacağım Sizinle, bakalım bilmesekte tam olarak Dili, bu yazıda ne anlatılmak isteniğini kavrayabilecekmiyiz?
Turkistan newsletter 12 mart 2000 tarihli konuyla ilgili bir yaziyi sizlerle paylaşmak isterim.
“sari gelin” o, kimindir?
“sari gelin”... hansi turk gelinine unvanlanib? o yanan ashiqin vusal
hesretini hansi nazenin yaradib? bilen varmi? yeqin ki, yox. bildiyimiz
odur ki, esirlerden beri yana-yana, inleye-inleye bize yan alan bu xalq
mahnisi (turkusu) oz qanimizdan, canimizdandir. milli adet-enenemizin
saxlancidir. son gunler “sari gelin”imiz etrafinda mubahiseli situasiya
yaranib. turkiyede bir chox muqenniler bu mahnini oz repertuarina daxil
edib, muellifini de anonim olaraq gosterirler.
meshhur senetchi ibrahim erkal ise “sari gelin”in erzurum turkusu olduqunu
soyleyir. chox gozel. ancaq bizi endishelendiren odur ki, ermeniler de bu
mahnimiza sahiblenmeye chalishirlar. guya bu mahni ermeni xalq mahnisidir.
biz bu movzuya aydinliq getirmek uchun “sari gelin” deyende ilk yada dushen
akif islamzadeyle gorushduk.
akif bey ordan bashladi ki, evvela, “sari” ifadesi chox qedimden gelir. ozu
de reng menasini dashimir:
“sari - qedim turklerde kubar, ince menasinda ishledilib. bu sozle baqli
chox revayetler var. birini size danishim. bir kende qonaq gelir. gelen
qonaq hormet-izzetle qarshilanir, shenine sufre achilir. qonaq sufredeki
chorekden yedikce ”beh-beh" deyir, ne gozel tami var, bunu nece
hazirlamisiniz?" “sari buqda unundan bishirilib.” qonaqi yola salanda
elimizin adetine uyqun pay-push qoyurlar. hemen sari buqda unundan da
verirler. o buqdadan chorek bishiren qonaq gorur ki, yox, tam o tam deyil.
hachansa yolu hemen ele dushende deyir ki, apardiqim buqda unu sizde
yediyim choreyin etrini vermedi. ona cavabinda “biz sene sari buqda ununu
verdik, sari gelini ki, vermedik” deyirler. yeni elden ele tefavut var da.
bu da elimizin qadina verdiyi qiymet."
akif bey sari ile baqli chox sheylerden danishdi: “ele saratov sheheri -
qedim adi saridaq olub. deqiqdir a. ruslara kechib olub saratov”. tayfa
neche illerdir “sari gelin”i akif islamzadeden seve-seve dinleyirik. her
defe de sanki yenice eshidirik. done-done bu ifanin sehrine dushuruk. yaver
rzayevin “sari gelin” filminin beynelxalq festivaldan odulle qayitmasina da
ele bir o qeder sevinirik. sen deme, film anapada da, niderlandda da
muzakire edilende mahninin ermeni mahnisi olmasi barede fikirler seslenib.
ifachi bu barede danisharken deyir:
- yaxshi, men bir soz demirem. bir ermeni senetchisinin de, akif
islamzadenin de ifa etdiyi “sari gelin”i yanashi qoyaq, gorek kimindi? hech
ne yox a, ele sari gelin kelmesini achsin, izah elesin, bu turkunu verek
onlara. allaha chox shukurler olsun ki, bizim bele mahnimiz bir deyil, iki
deyil. bilsek ki, o mahni ile el chekecekler, vererik. bax, size bir fakt
deyim. ozleri yaziblar ki, dillerinde 4200-e qeder turk sozleri var. hech
bizim dilde birce dene ermeni sozu var? yox. bunlar oyrenib bashqasindan
menimsemeni. xalq reqslerimizi - “uzundere”, “kocheri”, “terekeme” ve s.
arsiz-arsiz oz milli oyun havalari kimi elan edirler. “armyanskiy narodniy
tanes ”kochari". a kishi, bir mene ach ki, “kocheri”, “uzundere” ne
demekdir ermenice.
hele o gun cavanshir quliyevle sohbet edende dedi ki, akif, bir defe
moskvada ermeni bestekari qayitdi ki, muqam bizimdir. tesevvur edin e.
cavanshir de deyib ki, yaxshi, bir soz demirem. amma subut uchun bu
instrument, bu da biz. gel chalaq, gorek kimindi? bunlar oyrenibler,
neynense adami cirnatsinlar, esebileshdirsinler. ozu de bir shey var. ola
biler ki, motsartin eserini italyan ifa etsin, almandan da yaxshi. yaxud
bir italyan operettasini alman daha yaxshi seslendirsin. ancaq ola bilmez
ki, italyan xalq mahnisini alman daha yaxshi ifa etsin. bu, mumkun olan
shey deyil. elece de bizim xalq musiqisini kimse goturub bizden yaxshi ifa
ede bilmez. ifa edek, yiqishsin dunya miqyasinda bestekarlar, qiymet
versinler gorek hansi yaxindi koke.
- akif bey, bes leyla xanim ve “deyirman” qrupunun “sari gelin”i yeni
aranjirovka ifasini nece qiymetlendirirsiniz? o klipi beyenirsinizmi?
- chox xoshuma gelir. tebii ki, akif oxuyan kimi oxusaydi, o klip chox
gulmeli olardi. amma o qizin oxumaqi o klipi tamamlayir. men onu beyenmeyen
adamlara deyirem ki, chox nahaq. onlarin beyinlerine hekk olunub akifin
“sari gelin”i. amma o qiza qulaq asmaq lazimdir.
mensure novruzqizi
yeni musavat
12-13 mart, 2000,
Sarı gelin
Erzurum çarşı pazar leylim aman
İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün
Sarı gelin aman
Elinde divit kalem leylim aman
Dertlere derman yazar oy nenen
Ölsün sarı gelin
Erzurumda bir kuş var leylim aman
Kanadında gümüş var oy nenen ölsün sarı gelin
Yarim gitti gelmedi leylim aman
Elbet bunda bir iş var oy nenen ölsün sarı gelin
Yahu yazmadan, karalamadan önce Ustaları birer birer anmak gerek.
Filtremden, algımdan yola çıkmak isteyeler, buyrunuz yolculuğumuza...
22 Ağustos 1985’te, Turgut Uyar nefessiz, Cemal Süreya da işsiz kalır ve kalemi eline alır,
Turgut Uyar için bir şiir yazar:
“Öldüğü gün, hepimizi işten attılar!”
Ferhan Şensoy da durur mu, yapıştırır cevabı:
“Ağustos yirmi iki… Dediler, “Ustan ölmüş!” Çok komiksin azrail, Turgut Uyar ölür mü?”
Can Yücel’in deyimiyle “Şiirimizin en kızıl saçlı levendi”, 4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu.
"Benim dengemi bozmayınız..."
Bir Turgut Uyar şiiri.
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandim
tanriniz buyuk amenna
siiriniz adamakilli siir
dumani da caba
ama sizin adiniz ne
benim dengemi bozmayiniz
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalik ha olmus ha olmamis
sokakta yitirmis cebimde bulmusum
Ama sokaklar şöyleymiş
Agaclar böyleymiş
Ama sizin adiniz ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime gore
Ben tam dünyaya gore
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Kadere ve Gönlüme Dair
İşte ben hep böyle bildiğin gibi: Kaderi öpüp başıma komuşum, Gülüşüm, oturuşum, konuşuşum, Belli efendim, besbelli Yaşamaktan soğumuşum.
Yaz yağmurları misali yıllarca Yağmış durmuşum kendi içime. Zaten dünya öyle dünya ki kim kime Herkes kendi derdine anca, Herkesin yüreği lime lime...
Halbuki hayatı sevmem gerekirdi. Acımayı, sevmeyi oldukça bilirim Zamanla bir iş tutmayı da öğrendi ellerim, Hem hayatıma bir de Havva kızı girdi, Ama gel gör ki bu kaderim...
İşte ben böyle bildiğin gibi, N'apalım bizi bir kez mimlemiş kader Her zaman böyle, yağmur bulutundan beter. İşte böyle hilafsız, gözümün elifi Her zaman bir romantik portreye benzer...
Ben zaten bu dünyada tek başınayım, hey... Bir sevdalı gönül bütün varım Eğer o da olmasa ne yaparım, Kimbilir hey Ne yaparım...
ARAMIZDAKİ
...
hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
- uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında - sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzüne yer var hayatımızda.
GÖĞE BAKMA DURAĞI
...
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
Ve Usta'nın benim en sevdiğim şiiri.
palyaço
i.
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim,“yalan” dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim,“tekrar et!
”sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,
-diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz””
otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
”rakı doldur!” dedim,eksilmesin!
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan
”dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerin dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz.
T.Uyar
”Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.” Turgut Uyar
özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir?
özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir..
~ Turgut Uyar
Usta'nın vefatına dair hiç bir kelam edememekten ötürü bir başka Usta'ya danışarak düzenlemeyi burada bitiriyorum.
“Öldüğü gün/ hepimizi işten attılar.”
Cemal Süreya