13 Mart 2013 Çarşamba

Yavrum ve Ben



Taksim - Kadıköy

Her şey çok kar ı şık.
Yaşamak için, vefatı dostlar,
Zihin açan alışkanlıklar kazandıran arkadaşlıklar,
Namuslu, hakça kazançlı bir iş,
Ömrünce yüzüne bakmaya doyamayacağın bir eş,
Dünyadan gelip geçerken, bir hayattan fazlasını yaşamak için gönüllülük,
Toplumsal fayda,
Ana, baba, kardeşi zaten unutma;
Ve çocuk,
Huzurlu bir ailede büyüyecek aydınlık günlere gebe,
ölüme inat
Bir ömür yaşamaya dair mücadele,
Zamansızlığa isyan,
Yavru
Yavrum...

Sen geldiğinde ben bu günlerimi çoktan anımsayamayan,
Biraz yontulmuş,
Nadiren yenilmiş,
Çokça da çaresiz,
Daha az soru soran,
Kendince cevaplar edinmiş,
Kalıplara sıkışmış bir adam olacağım, kuvvetle muhtemel.
Ama sen, sınırsız düşüneceksin. Kalıpsız hissedeceksin.
Dünkü ben, bugün sen.
Koş alabildiğine, yavrun olmasını isteyene kadar.

28.02.2013 Bostancı

8 Şubat 2013 Cuma

"Karalıyorum arada nefes oluyor." KİFAYET

KİFAYET

Güncel piyasa haberleri,
Yalnızlığın bilimsel avuntuları
Ortadoğu'da neslimin yeni
Mezopotamya tarihinin en tanıdık eylemi, öldürmek aptallığı.

Tüm kifayetler eksikmiş benliğimde dün, anlayacağım.

Piyasa istikrarsızlık bulanımları,
Kitlelerin sorunu istihdam politikaları,
Memleketimin gerçekleştiremediği siyasi başlangıç yöntemi çarpık demokrasi başlangıçları ve nihai yurdum sıkıntılı sonuçları

Tüm kifayetler eksikmiş benliğimde dün, anlıyorum.

Varoluşçuluk felsefesi,
varolmama ümidi
Avuçiçi kardeşliğimizin beyaz güvercini
Yazık çağların seller olan gözleri
Milyarlarca yıllar arasında yaşanamamış onlarca yıllık ömürleri nerede yaksak?
Hem su yanar mı hiç?
İkinci yeniler, garipler, reformlar, devrimler...

Tüm kifayetler eksikmiş benliğimde dün, anladım.

Bir göz ışıltısı,
gamze boşluğu
yanak yükseltisi
nefes yükselmesi
huzur beklentisi
kifayet bütünlemesi.

  Emre Demir USTAOĞLU
Kızlarağası hanı"

4 Şubat 2013 Pazartesi

Baykuş uğursuz mudur, bilge midir? Batı-Doğu ve Toplum-benlik açısından bir derleme

Birileri uğursuz diyor, birileri saygı duyuyor bu canlıya.
Bu minvalde ilerleyip bir çözümleme haddinde olmayarak, toplumumuzun ve benliklerimizin değerleri hakkında bir düzenleme olacak bu yazı.
Buyur sergüzeştime kardeşim benim.

Batı'da ve Doğu'da farklı değerlendirilen bu canlı, bilgiye karşı pragmatist ve pesimist olan kitlelerin farklı yorumları olarak geliyor bana. Açıklayayım.
Buyrunuz:

Baykuş, aklın tanrıçası Athena'nın simgesidir . Bu nedenle Batı'da pekçok kitabevi baykuşu kendi logosunda kullanagelmiştir.
Baykuş, Amerika'da aklı, Hindistan'da kötü şansı sembolize eder.
Batı Avrupa'nın çoğu bölgesinde baykuş, gündüzleri kör ve çaresiz olduğu için aptallığın sembolüdür.
Kardeşimiz, canımız bu garip canlının, bilgeliğin sembolü olduğu söylenir.
İlkçağ'da bilgeliğin simgesidir.
Mimarsinan üniversitesinin de sembolüdür.
Ülkemizde uğursuz olarak görülse de baykuşun bizi kötü güçlerden koruduğuna inananlar da vardır.
Felsefenin simgesi, bilginin sembolüdür.
Doğada hareket eden en sessiz kuştur. Bunu kanatlarının arkasında bulunan, sesi azaltan tüyleri sayesinde gerçekleştirir.
İzmir'de gece otobüslerine verilen isimdir de aynı zamanda ama o konumuz dışında kalacak.



Biraz da bu güzide hayvanımızın yapısı hakkında konuşalım:
Az bir ışık avlarını yakalamaya kafidir.
Gözlerindeki ağ tabaka sarı renklidir. Büyütücü özellik sağlar. Gözlerinde esas olarak çubuk (rod) duyu hücreleri mevcuttur. Bu hücrelerde “visual purple” yani “mor ışık görüntüsüne” sebep olan kimyasal bir madde bulunur. Rod hücreleri, en küçük bir ışığı bile kimyasal bir sinyale çevirirler. Böylece insanın sadece bir ışık parıltısını fark ettiği yerde baykuş buradaki cismi bütün teferruatı ile görür. Bütün kuşlarda üst göz kapağı alttakine geldiği halde baykuşlarda olay tersinedir.

Baykuşların görme ve işitme kabiliyetleri son derece hassastır. Çok az ışıkta avlarını yakalayabildikleri gibi, zifiri karanlıkta da işitme duyularıyla yerini tespit ederek yakalarlar. Kulakları, en küçük hışırtıyı işitebilecek duyarlıktadır. Hassas kulaklarıyla, gecenin sessizliğinde uçan pervanenin kanat sesini veya bir tohumun çiğnenişini, hatta tam sessizlikte düşen iğnenin sesini bile işitebilirler.
Mavi rengi görebilen tek kuştur.





İlk paragrafta bahsettiğim; pragmatist ve pesimist insan kitleleri açısından ayrımsadığım bu konu bence ipin ucudur, tutsan gelir. Bu sebeple fazla açıklama yapıp Sizi sıkmadan bir örnek soruyla yorumumu bildirmeye çalışacağım.

Şimdi bir insan düşünelim.
Sessiz şekilde bütün gelişmelerini yapabilsin.
Bu insan, yaşamında suretlerini göremediğin az ışıklı konularda net çözümler üretebilsin. 
Etrafının bulanık şekilde gördüğü konuları bütün berraklığıyla görebilsin.
Toplumsal ve ilişkisel zifiri anlarda yol haritasını mükemmel çizebilsin.
Herkesin bir fısıltı şeklinde "Acaba mı?" dedikleri soruları tüm açıklığıyla cevaplayabilsin.
Ve özgürlüğü, enginliği, huzuru bütün benliğinde hissedebilsin, yaşasın. 
Bu kişiye Bilge mi deriz, yoksa aptal mı?

Cevabımız 2.si ise bu tamamen kapitalist çevrenin insanlara biçtiği sınırlar arasında yaşayabilen tüketim alışkanlıklı ucubucağı belirli yaşam kısıtları içerisindeki değerlendirmedir. 

Ha unutmadan, bana göre ideal insan yoktur. Herkesin kendi ideali vardır.
İdeallerimizin yolculuklarında tüm samimiyetimle dost elimi kabul buyurunuz efenim.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Mecnunun bağları nadas, Leyla'nın baharları ürkek.

Mecnun gözünden Leyla'ya bakınca
Leyla bile bilemez böylesine güzel bir hayal olduğunu.
Vazgeçer Leyla olmaktan
Varmak ister Mecnunun bağlarına.
Mecnunun bağları nadas,
Leyla'nın baharları ürkek.
Bu aşkta,
Leyla bir meczub,
Mecnun bir bohem.

Leyla ile Mecnun olmak;
Cennetten kovulmuş aşktan nasibini almaya çalışan bir çağ çelişkisi.
Çelişkilerin en değerlisi.
En yakışanı gözyaşlarına,
Huzurlusu umuda.
Umut bir aşk.
Aşk bir kaçış.
Bir var olmak
ya da olmamak meselesi.
Ne dersin?
"to be or not to be"
Ama ben Can Babam gibi dinlerim bu sözü.
Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?

Vuslatın başka alem.
Hadi eyvallah.


24 Ocak 2013 Perşembe

Sıkıldım tarih yalanlarından, anlamaya çalışmaktan, insanın ucuz çakallığından.

Sıkıldım tarih yalanlarından,
anlamaya çalışmaktan,
insanın ucuz çakallığından.
Bırakın kardeşim şu insanlık kibrini,
200 yıl yalanınız tutsa ne olur.

Piri Reis'in haritası mı Coloumbus'un haritasımı daha önceydi, İskender'den kalan kitap mıydı o?
2013 UNESCO Piri Reşs yılında bu güzide eser nerededir?
Nasıl sorular lan bunlar?
Kim yalan söylüyor? 
Birisi söylüyor.



Yeter kardeşim şu tarihi okuyanların, konuşanların iki yüzlülüğü.
Nasıl anlaşacağız biz?
Akla yer yok mu tarihçilerde?
Sosyal bilimin sonuçsuzluğunun aq.
Nesnelsizliğine ittireyim.
Kafam yamuldu, sorgular sorgular...
3.5 milyar yılda bir karış ilerleyememiş bana göre neslimiz, hala ilk insan kabilesi dürtülerindeyiz.
Yasalar, bildirgeler falanlar filanlar, bunlar hep maval okumalar.
Boğulun üstünlüklerinizde,
Son 100 yılda 0,9 derece artan ortalama dünya sıcaklığını düşün,
cehennemden kurtulmayı düşün,
Ganimetçi Dünyayla, ömrünün uzunluk ihtimalinin ilerisine dair yaşamanın ne demek olduğunu anla, 
ya da anlama.
Yeter artık gizli kibir budalalıklarını anlamaya çalıştığım.
Bu defa Yok, şakam yok
Bu defa nakka.


22 Ocak 2013 Salı

Karantinalı Despina ve İzmir - Attila İlhan, Timur Selçuk

Gelin bugün bir İzmir hikayesi üzerine konuşalım. Sonunda üstatlar var.
Attila İlhan -Timur Selçuk gibi.


Karantina
İzmir'de şimdinin Etnografya Muzesi yani zamaninin "pichane" sinden Susuz Dedeye kadar olan bir yer imis.
Ama esas karantina şimdinin Karataş'ı, asansörün oldugu mekanlar imis.

Karantina denmesinin nedeni ise zamaninin askeri hastanesinin hemen yani basinda olup hastanenin karantina merkezi olarak kullanilir olmasi imis. 
Sonrasinda Askeri Hastane buradan kaldırılınca zaten çadırlardan oluşan karantina bolgesi de iskana açılmış.
Ve Despina da oraya yerlesmis..

 Muammer / Despina / Zafiru gerçek hikayesine geçiyoruz şimdi de.

 Muammer Bey'in Latife Hanım'ın da babası olan zengin ve tanınmış İzmir'li tüccar Muammer Uşakizade olduğu İpek Çalışlar'ın Latife Hanım romanında belirtilir.






KARANTİNALI DESPİNA
bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması
Yazar :
 Attila İlhan

Güzel İzmir'im.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Tahta, pavyon, simit


Kimseler bilmezdi, iki kişiydik biz
İki kişinin çoğul tekiliydik
kimsesiz-dik
herkes-dik
hiçlik-tik
bütün-lük-tük biz
Sonra o geldi aramıza
zaman, mekan illeti
kırdı masamızı
çürümüş rutubetli bir hal almaktaydı ahvalimiz
kırdılar bizi
yere düşürdüler
tahtalarımız boca edildi
kalamadık ayakta
pavyonlarda satılan yapma güllere döndü umutlarımız
var gibiler
ama yoklar
görüntüde varız
ama yokuz
hala özlüyorum seni
özlediklerim gibi değil,
yüreğim gibi değiliz artık biz
2 gün önceden kalma simit bayatlığındayız
kalmadı gevrek gülüşlerimiz
hüzüne akrabayız
pencereler güneşte kururlarken ve boyaları atarken
unutma bizi.

Emre Demir Ustaoğlu



Kararmış, tahta masamızda bir şişe şarap
Gecelerden bir gece, bezginiz
Üstelik, adamakıllı sarhoşuz, ellerin ellerimde...

Eyüp kardeşim ve yürek sızısı

Uzun zamandır blogumda yazmıyorum. Ne düzenlemesine, ne imlasına ne de tasarımlarına dikkat ettiğim bir yazı olacak bu. Beni çok etkileyen ...