Hayatımdaki en önemli eserle ilgili bakış açımı anlatacağım bugün.
Kendime ve kendimize bir iyilik yaptım.
Ben öldükten sonra tüm Dünya'da sadece bu eser çalsın isterim.
3 dakika 22 saniye.
Uzaklaşırken buralardan,
aşağılardan,
yukarılardan,
herhngi bir yerlerden işte sade bu sesi duyayım isterim.
''Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.'' kısmında yükselsin içim.
Ve cümle bitiminde Ruhum çıksın canımdan.
Ardından geniş kanatları simsiyah açılan kapılarla yüzleşeyim.
Buyrun...
En anlamlı icra ile başlayalım.
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.
Yahya Kemal Beyatlı
En büyük icra:
Rind ne demektir diye bir çözümlemeye gitmenin gerekli ve anlamlı olduğu kanısındayım.
Can sıkarsa, okumayınız.
Okuyanlar canlarımsınız
1- İran’ın önde gelen lirik şairlerinden olan ve 792/1390 yılında vefat eden Hafız-ı Şirazi, şiiri ve içkiyi
çok sevdiği bilinen İncû hanedanının son hükümdarı Ebu İshak’ın ve onun
saltanatını sağlayan Ayyar’ların etkisinde kaldı. Rind de denilen bu
kalender meşrep insanların hayat tarzları onun eserlerine de tesir etti.
Rind’in manası toplumda laubalilik, kayıtsızlık, vurdumduymazlık,
serserilik, ayyaşlık ve hatta inkarcı olarak bilinirken, Hafız
Rind’liğin dış manasından ziyade ona çok derin iç anlamlar
vererek, hikmet-i zevkinin orijinalliğini ve diğer felsefi ekollerden
farklılığını gayet açık olarak sergilemektedir. Ona göre Rind, kendini
hiçbir kayıt ve dini geleneğine bağlı görmeyen; sadece Allah ile yetinen
mücerred kişi anlamındadır. Bu anlamıyla Rindliği zahidliğin bile üstünde görmektedir. Bunu şu beyitinde görmekteyiz.
“Zahid rindliğe ulaşamazsa mazurdur. Aşk, hidayete bağlı bir iştir.” Bu beyitle Hafız rindliğin özünü Aşk olarak aktarmaktadır.
Divan şairi dünyaya bir rindin gözleriyle bakar. Bu şiirde anlatılanlara göre dünyanın geçici olduğunu bilir, bu yüzden dünyanın dertleriyle
zevklerini bir tutar. Mala, mülke, sosyal statüye önem vermez. Onun
için birkuru bir teşekkür, küçük bir bakış, ufak bir gülümseme
yeterlidir. Hoşgörülüdür. Onu olgunlaştıran, iç dünyasının
değerlerine ise mey ve meyhanedir. Rind toplumun katı kuralları gibi
dinin şekilde kalan kurallarına da aldırış etmez.Bu yönüyle kaba
sofunun, zahidin karşısında yer alır. Fuzuli Rind Ü Zahid adlı Farsça
yazdığı mensur yapıtında zahit bir baba ile rind oğlu arasındaki tartışmaları konu edinerek bu karşıtlığı dile getirmiştir.
2- Dış görünüşü lâubâli olan, aslında olgun gönül adamı ki, Doğu şairlerine göre çok makbûldür.
3- Rind: kalender olarak da bilinir, tasavvufta dunya ile ilgisini keserek
tanri'ya farkli bir sekilde yonelmis dervis. rind, tasavvufun bicimsel
kurallarini bir yana birakmis, tanri'ya ask, sevgi ve cezbe ile ulasmayi
hedeflemis, amac edinmistir. dunyaya ve dis gorunuse hic onem vermeyen
rindler halkin gozunde serseri bir kisiligi temsil ederler. tasavvuf
edebiyatinda rindlik ask, gonul adamligi, ic dolulugu, aldirmazlik,
kayitsizlik, parayi asagilama, makam ve mevkileri kucuk gorme,
pejmurdelik, guzel olana gonul baglama, yasamdan zevk alma, hep neseli
olma gibi ogelerle yansitilir..
Ve gece ayinim:
Gruba karşı bahşedilmiş en güzel söylem:
MERAK
İçimde bir merak
öyle bir merak ki
ölümümden bir ay sonra
bir güncük yaşamak
ve
dostu düşmanı
suç üstü yakalamak.
Bazen tozlanamayan online arşivlerinizin içerisinden çok sevdiğiniz bir şiiri çıkartırsınız.
Böyle oluyor bende.
Bugünlük sadece bu olsun.
Çok derin bir şiir olduğunu düşündüğümden
üzerine, kenarına karalamalarda bulunmayacağım.
KİMSE
zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile
hiçbir geçen tartılmaz kalanla
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse
sahi kimse
ya da hiç kimse
söylediklerimden çok
sustuklarım
seçtiklerimden çok
reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime
güç kötü bir şey
kaderken de
kaldıramazken de
güç kötü bir şey
güçlüyken de
güçsüzken de
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
benzemiyor hiçbir çaresizliğe
kimin kaldığı yer var ki dünyada
kaldım sandığın yer
bizden geçendir çoğunlukla
içimizi parçalaya çoğalta
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında
ölene kadar yavaşla işte
ölene kadar yavaşla
ne başkalaştırırsan o kadarsın
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma
çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
bir bakıma hiçbir yerdeyiz
bir bakıma yalnızca buradayız
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
oysa biz buradayız
halsiz, kanıtsız
yılların neyi tarttığını bile bilmeden
kendi gücümüzün altında azala azala
kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla
gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı
fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir
zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle
açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse
'' uyandırmak için bir masal anlatıyorum sana , dünyadaki bütün masalların aksine . bu uyanınca okunacak bir masal , bizim masalımız . dünyanın tüm masallarının tersine . ''
Aman sakın ha
sakın
yapmayalım
onlara bahsetme
bahsetmeyelim
bahsetmediler
bahsetme,
ma
lı
yız
evet evet bir şifre üretmeliyiz
Zihnimizin üretmediğini bildiğimiz...
insan kendinden hariç bir şey hayal edebilir mi?
hayır hayır
duyurma
anlatma
sınırlar var
bahsetme onlara
geliyorlar bak
anlasana
anla
sana
sadece çevir enerjiyi
dönüştür
sevgiyi taşı yelken yalnızlıklarında,
hiç bir yelkenli başka bir yelkenliyle öpüşemediği gibi
rüzgara sevdayı anla,
yanyana yaşa.
Dönemeç olana kadar dönüştür sevdayı
sevda içre ol ömürde.
Sevda taşıyan değil
Sevda yaşayan değil
Sevda ol ömürde.
Nesneden manaya dönüşene kadar
en yazık endüstri devrimi dünya halimizi
sınırlar çaresizliğimizi
yen.
Çek bir daha hamağın ipini sallan yine
keyif için sallan
keyif için kazan
keyif için üret
keyif için üret
keyifsizliğini türet
Tükenmeyen enerjiler üretirken hayal taciri etrafın içre yaşa
yenil yalandan
bir ömrü yaşarken bir ömrü vermenin acizliğini anlayamayan benliklere küçüklük tasla mesela
giy melamet hırkasını.
Bilirim âmâlar görebilirler melamet hırkasını
Köpekler görebilirler mesela hayal etmenin hülyasını.
ama sen yine de unut tüm kazanımları
kaybetmeyi kazan
yapabilirmissin bunu
şifresizliği çözebilirmisin?
Seçmemeyi seçebilirmisin mesela
Çizgileri silebilirmisin?
Sınırları yırtabilirmisin?
İnsanlık neslimin yazılmış acısı yalnızlığı bir yelken direği gibi kırıp
kumaşımı
baharlar için rüzgarda uçurtma yapımında kullandıralabilirmiyim?
söyle özgür kalabilirmiyim?
-“Logic will get you from A to B. Imagination will take you everywhere.” Albert Einstein-'ı
uçurtmama yazdırabilirmiyim?
Uçurtma ölümsüzlüklerinde martılarla kardeş olabilirmiyim?
martıların hayaline ortak olabilirmiyim?
ölümsüzlük iksikirin bir martı kanadında bulabilirmyim?
Enerjinin yoktan var olmayacağını bilip bir yaratıcının varlığına inanmayanlara özgürlüğü anlatabilirmiyim?
Martı olsam yapabilirmiyim?
Enerjinin vardan da yok olamayacağını bilen zihinlere ölümü sevememelerinin sebepsizliğini anlatabilirmyim?
Var olduğumuz için yok olmayacağımızı,
yok olsaydık var olamayacağımızı
Bizim de var olup yok olmayacağımızı
benim hasretli dudaklar arasına sızan 'yağmur' olacağımı mesela söyleyebilirmiyim?
Sınırlar arasında huzur mümkün müdür hala ?
Söyle tüm bu sorular arasında,
Soru sormamın gerekip gerekmediğini soru sormadan sorabilir miyim?
Emre Demir Ustaoğlu
03.02.2012
23:40-01:30
Kızılçullu
Uzunca bir aradan sonra içimden geldiğince karalayacağım.
Gel sergüzeştime ortak ol canım benim.
Bu da fon müziğimiz olsun.
Çocukken ne kadar da çok isterdik bazı şeyleri.
Olsun diye ısrar ederdik, etmesek dahi içerimizdeki o gerçekleşmesi gereken konu her ne olursa olsun çok güçlü bir his duyardık.
Yani ben duyardım.
O an için hayattaki en önemli konu benim isteğimin yerine getirilmesinin çok önemli olduğuydu.
Bu bir okul gezisi olabilir. Tatildeyken 3. dondurmayı yemek olabilir.
Mesela ben MSDOS kursuna gitmem gerekliliğini o kadar gerçekçi
anlatmıştım ki aileme.
Gittim de sonra.
Hiçbir işime de yaramadı. DIR.
Taze gençlikte arkadaşlarla 2 ay ev tutup bir sahil kasabasında tatil yapmanın isteği olabilir.
Ne çok isterdim o an.
Bir şey, bu kadar istenebilir hani.
Olmayınca da olurluğunu ve olması isteğini anlatamayınca büyüğüme karşı nasıl bir güç, istek, biraz kızgınlık ama temelde anlaşılamamak hissi coşar dururdu yüreğimden boğazıma kadar.
Hani o anda bir 'enerjitoplar' takılsa çocukluğumuza çağın en büyük yenilenebilir enerji kaynağı bulunmuş olurdu diye tahmin ediyorum.
Kulaklarımdan, burnumdan çıkan buhara bir türbin takılsa ne de yararlı olurdum insanoğlu istihdam politikalarına. :D
Ağlamazdım da olmayınca ama çok yalnızlaşırdım.
Zaman geçti, günler yıl oldu. Hiç bir şeyi ozamanlardaki kadar isteyemedim bir daha.
Neden ister, neden sever insan herhangi bir şeyi?
Bilemiyorum.
Bunun türlü açıklamaları olabilir farklı bilim dallarında.
Abiyogenezden varoluşçuluk felsefesine kadar uzunca bir şehir olurdu bu düşüncelerde yol almak
yan sokakları sosyal psikoloji, pedagoji ve niceleri.
Benim fikrim, sevmenin ve istemenin nedensizlik gücünde olması yönünde.
Biraz dağıtalım düşüncelerimizi, sonra toparlarız.
Ya da bırakırız dağınık kalır.
"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Cemal Süreya
Bu şiirle birlikte aklıma hep bu tablo gelir.
Ne de olsa tam bir sonuç çözümlemesi yapmayacağımı önceki karalamalarda belirttmiştim.
Yine sekilecek taşları diziyorum.
Siz şahane benliğinizde bulursunuz benim anlatamayacaklarımı.
Âdem'in Yaratılışı’nıbetimleyen bu meşhur fresk
Sixtine şapelinin tavanında yer alıyor. Bu tablo ünlü İtalyan Rönesans
dönemi ressamı, heykeltıraşı, mimarı ve şairi Michelangelo (6 Mart 1475 – 18 Şubat 1564) tarafından 1508 ile 1512 yılları arasında yapılmıştır.
Eserde, Tanrı temsilinin sol kolunun
çevresinde bir kadın figürü yer almaktadır. Böyle bir tasvirde henüz
yaratılmamış olan ve cennette insan şeklini almayı bekleyen Havva
figürünü temsil etmesi amaçlandığı düşünülmektedir.
Tanrı’nın sağ kolu ise hayat ışığını
vermek için Âdem’in parmağına doğru uzatılmış. Bu meşhur detayda
parmaklar arasında çok az bir mesafe olduğu görülmekte ve Tanrı’nın
duruşu ile Adem’in duruşu birbirine benzemektedir. Bu tablonun asıl
anlatmak istediğinin ‘’Tanrı’nın insanı kendi suretine benzer yaratması
olgusu’’ olduğu düşünülmektedir.
Kur’anda Yaratılış : "And olsun ki biz insanı çamurdan, bir süzmeden
yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine
koyduk. Sonra nutfeyi alaka (embriyo) ya çevirdik. Alakayı (embriyo) bir
çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere
et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en
güzeli Allah, ne yücedir." (el-Mü'minûn, 23/12-14)
İncil Genesis (Yaratılış): ‘’RAB Tanrı Ademi
topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem,
yaşayan varlık oldu. RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti.
Yarattığı Âdemi oraya koydu.’’ ( Yaratılış 2, 7-8)
Bunlara sadece bilgi diyebiliriz.
Belkide derya.
Niceleri efsane olarak düşünülebilierler.
Bu ayrıntılar etrafında sanki bir El, bir Göz bizim sade yaşantımızı Hayat haline getiriyor gibi geliyor bana.