Ana içeriğe atla

26.02.2012 günü gerçekleştirdiğimiz Nif Dağı doğa yürüyüşümüz sonrasında yazmaya karar verdiğim yazıdır.

Doğada atılan her bir adım kendi iç benliğine yönelmektir, 
yürümeye karar alan kişi için.

Böyle düşünsel değerlendirmesi yapılmış bir sistematik çözümlemesi olmasa dahi kişinin,
anlatamayacağı 
sadece tecrübe edebildiği mutluluğunun sebepleri bu 'kendine yolculuk'tur.
 
Bir kaç soru soracağım kendime şimdi, sonra üzerinden değerlendirme yapmak için Yol'da olacağız.
Fakat yine ve yeniden hiç bir net çözümleme yapmayacağım. 
Öz, sizin zihin kıvrımlarınızda gizli. 
Yakalayalım O'nu.
O çözer benim başaramadıklarımı.

İnsan, bir doğa yürüyüşünden ne bekler?
Küçük çalıların,
dalların 
lüks lokantaların süslemesinde kullanılan plastik ağaçlara karşı erdemli savaşını kaç şehirli anlar?
İnsanın doğa karşısındaki bu gereksiz cüretini, 
yazık enerji politikalarını, 
Doğa'yı üzen, çakal ama kazançsız 'insan çocuğunu' kim akıllandırır?
Pek tabiki biz,
 kaz adımlı emeklerimiz.
Selam olsun.
 
Bir vadi aralığında kaybolabilmenin güzelliği hiç bir ayaküstü şehir kafeteryasında yoktur.
Nerede olduğunuzun anlamının, dünya üzerinde hiç bir anlamının olmadığını anlayabilmek herkesin erişebileceği bir bahtiyarlık seviyesi değildir.
Hiç bir kirli iş düzenine aldırmadan yaşayan,
büyüyen,
kök salan,
 bir ot bütünlüğünün samimi güzelliğini anlamak
 hangi dünya mevkisinin karşılığıdır?

Böyle uzar gider benim sorularım.
Bitireceğim burda, bir Usta'ya danışarak.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!
Nazım Hikmet


Kızılçullu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Baykuş uğursuz mudur, bilge midir? Batı-Doğu ve Toplum-benlik açısından bir derleme

Birileri uğursuz diyor, birileri saygı duyuyor bu canlıya.
Bu minvalde ilerleyip bir çözümleme haddinde olmayarak, toplumumuzun ve benliklerimizin değerleri hakkında bir düzenleme olacak bu yazı.
Buyur sergüzeştime kardeşim benim.

Batı'da ve Doğu'da farklı değerlendirilen bu canlı, bilgiye karşı pragmatist ve pesimist olan kitlelerin farklı yorumları olarak geliyor bana. Açıklayayım.
Buyrunuz:

Baykuş, aklın tanrıçası Athena'nın simgesidir . Bu nedenle Batı'da pekçok kitabevi baykuşu kendi logosunda kullanagelmiştir. Baykuş, Amerika'da aklı, Hindistan'da kötü şansı sembolize eder.
Batı Avrupa'nın çoğu bölgesinde baykuş, gündüzleri kör ve çaresiz olduğu için aptallığın sembolüdür.
Kardeşimiz, canımız bu garip canlının, bilgeliğin sembolü olduğu söylenir.
İlkçağ'da bilgeliğin simgesidir.
Mimarsinan üniversitesinin de sembolüdür.
Ülkemizde uğursuz olarak görülse de baykuşun bizi kötü güçlerden koruduğuna inananlar da vardır.
Felsefenin simgesi, bilginin…

Öyle bir ölsem Öyle bir ölsem çocuklar Size hiç ölüm kalmasa.

Konu o kadar ağır ki, üzerine yorum yapmayacağım.

Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitsa_katliam%C4%B1 1995 yılı temmuz ayında katledilen 10.000 kişi içinden  4 yaşında küçük bir çocuk ölmeden hemen önce annesine  “çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne ?”  diye sorar... Öyle bir ağlasam     Öyle bir ağlasam çocuklar     Size hiç gözyaşı kalmasa.
    Öyle bir aç kalsam     Öyle bir aç kalsam çocuklar     Size hiç açlık kalmasa.
    Öyle bir ölsem     Öyle bir ölsem çocuklar     Size hiç ölüm kalmasa. Aziz Nesin

Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk.Nazım Hikmet Ran

29 Ekim ve "Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır."

Attilâ İlhan'ın "o sarışın kurt" adlı eserinde muhteşem üslubu ile anlattığı ve kitabın hayran kaldığım bir yerinden bahsedeceğim. Merak edenler açsınlar okusunlar, derim.


 İzmir, Naim Palsas çevresi; akşamüstü.
 Mustafa Kemal Paşa heyecanla: - "Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir." 1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)
http://www.kultur.gov.tr/TR,25403/cumhuriyet.htm…