26 Ağustos 2012 Pazar

Sarı Gelin

Merhabalar canım kardeşim, şimdi bu derlememizde biraz dibe dalacağız.
Üzerinde derin araştırılmalar yapılmış bir konu için ben sadece sunan olacağım, cüret eden değil.
Coğrafyalar mesafelerinde, tarih zamansızlıklarında gezinip duracağız.
Pek tabiki arzu ederseniz.
Dilerseniz, yazının "Meraklısına" bölümlerini geçip yine ne üzerine Yol aldığıma ulaşabilirsiniz.
Bu çalışma merak edildiğinde açılıp okunacak, dinlenilecek arşiv niteliğinde bir derlemedir.
Varyantları o kadar fazla ki, peh ki ne peh.

Sarı Gelin; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve İran'da popüler bir halk türküsü.
Türkü farklı dillerde farklı sözlere sahip olsa da melodisi aynıdır.
Sözlü kültürel bir miras olan bu geleneksel türkü, anonim olduğu için yazarı veya bestecisi bilinmez.


Azerbaycan Alim Qasımov

Ermenice

Pers-Farsça

Birleşsin biraz hepsi değil mi ama?




Gürcistan

kelimesizlik

kelimesizlik 2 Sabina Rakcheyeva

Azeriler gunese "sari gelin" derler.

Meraklılarına Başlangıç:

Kelimesizlik takıntılı biri olduğumdan bir şey paylaacağım Sizinle, bakalım bilmesekte tam olarak Dili, bu yazıda ne anlatılmak isteniğini kavrayabilecekmiyiz?

Turkistan newsletter 12 mart 2000 tarihli konuyla ilgili bir yaziyi sizlerle paylaşmak isterim.

“sari gelin” o, kimindir?

“sari gelin”... hansi turk gelinine unvanlanib? o yanan ashiqin vusal
hesretini hansi nazenin yaradib? bilen varmi? yeqin ki, yox. bildiyimiz
odur ki, esirlerden beri yana-yana, inleye-inleye bize yan alan bu xalq
mahnisi (turkusu) oz qanimizdan, canimizdandir. milli adet-enenemizin
saxlancidir. son gunler “sari gelin”imiz etrafinda mubahiseli situasiya
yaranib. turkiyede bir chox muqenniler bu mahnini oz repertuarina daxil
edib, muellifini de anonim olaraq gosterirler.
meshhur senetchi ibrahim erkal ise “sari gelin”in erzurum turkusu olduqunu
soyleyir. chox gozel. ancaq bizi endishelendiren odur ki, ermeniler de bu
mahnimiza sahiblenmeye chalishirlar. guya bu mahni ermeni xalq mahnisidir.
biz bu movzuya aydinliq getirmek uchun “sari gelin” deyende ilk yada dushen
akif islamzadeyle gorushduk.

akif bey ordan bashladi ki, evvela, “sari” ifadesi chox qedimden gelir. ozu
de reng menasini dashimir:

“sari - qedim turklerde kubar, ince menasinda ishledilib. bu sozle baqli
chox revayetler var. birini size danishim. bir kende qonaq gelir. gelen
qonaq hormet-izzetle qarshilanir, shenine sufre achilir. qonaq sufredeki
chorekden yedikce ”beh-beh" deyir, ne gozel tami var, bunu nece
hazirlamisiniz?" “sari buqda unundan bishirilib.” qonaqi yola salanda
elimizin adetine uyqun pay-push qoyurlar. hemen sari buqda unundan da
verirler. o buqdadan chorek bishiren qonaq gorur ki, yox, tam o tam deyil.
hachansa yolu hemen ele dushende deyir ki, apardiqim buqda unu sizde
yediyim choreyin etrini vermedi. ona cavabinda “biz sene sari buqda ununu
verdik, sari gelini ki, vermedik” deyirler. yeni elden ele tefavut var da.
bu da elimizin qadina verdiyi qiymet."
akif bey sari ile baqli chox sheylerden danishdi: “ele saratov sheheri -
qedim adi saridaq olub. deqiqdir a. ruslara kechib olub saratov”. tayfa
adlarina diqqetimizi yoneltdi - saribaxish, sariyaqub, sariarman,
saribozman. bu mahni ile baqli bir neche versiyalar var.
- anar vaxtile bele achmishdi ki, koyneyi sari, gel mene sari, bize gelen
gelin. men bu mahnini tayfa ile, yerle baqlayiram. qiz alib veribler,
mehribanchiliq, sulh yaratmaq uchun. “sari gelin”de adet-enenemiz chox
guclu shekilde verilir. “seni mene vermezler, ay nenen olsun sari gelin.”
- niye axi nenen olsun?
- eshshi, bu cavan gelindir de. bunun 14-15 yashinda qizi var. amma nene...
nene guden olar, aqbirchekdi, boyukdu. hech eshitmisen desinler, anan
olsun? elchi de birinci qadin yanina gelir. “he”ni qadindan alirlar. “seni
mene vermezler, ay nenen olsun sari gelin”. bu bizim xalq mahnilarinin
choxunda var e. “qoy gulum gelsin, ay nene.”
butun bunlardan sonra akif beyden bu mahni ile baqli bir sira meselelere
aydinliq getirmesini istedik. evvelce ordan bashladiq ki, ne uchun
turkiyede “sari gelin” erzurum turkusu kimi elan edilir?
- erzurum turkusu... bele demek, mence, o qeder de deqiq deyil. amma bu,
doqrudan da turkudur. ve turk dunyasina mexsusdur. ister azeri, ister
erzurum turku bunu xalq mahnisi kimi oxuya biler. bu, turkun ortaq malidir.
butun turklere aiddir.
- bizim bele ortaq mahnilarimiz yene varmi?
- chox. “girdim yarin baxchasina”, “aman ovchu”, “ay lachin”.
neche illerdir “sari gelin”i akif islamzadeden seve-seve dinleyirik. her
defe de sanki yenice eshidirik. done-done bu ifanin sehrine dushuruk. yaver
rzayevin “sari gelin” filminin beynelxalq festivaldan odulle qayitmasina da
ele bir o qeder sevinirik. sen deme, film anapada da, niderlandda da
muzakire edilende mahninin ermeni mahnisi olmasi barede fikirler seslenib.
ifachi bu barede danisharken deyir:
- yaxshi, men bir soz demirem. bir ermeni senetchisinin de, akif
islamzadenin de ifa etdiyi “sari gelin”i yanashi qoyaq, gorek kimindi? hech
ne yox a, ele sari gelin kelmesini achsin, izah elesin, bu turkunu verek
onlara. allaha chox shukurler olsun ki, bizim bele mahnimiz bir deyil, iki
deyil. bilsek ki, o mahni ile el chekecekler, vererik. bax, size bir fakt
deyim. ozleri yaziblar ki, dillerinde 4200-e qeder turk sozleri var. hech
bizim dilde birce dene ermeni sozu var? yox. bunlar oyrenib bashqasindan
menimsemeni. xalq reqslerimizi - “uzundere”, “kocheri”, “terekeme” ve s.
arsiz-arsiz oz milli oyun havalari kimi elan edirler. “armyanskiy narodniy
tanes ”kochari". a kishi, bir mene ach ki, “kocheri”, “uzundere” ne
demekdir ermenice.
hele o gun cavanshir quliyevle sohbet edende dedi ki, akif, bir defe
moskvada ermeni bestekari qayitdi ki, muqam bizimdir. tesevvur edin e.
cavanshir de deyib ki, yaxshi, bir soz demirem. amma subut uchun bu
instrument, bu da biz. gel chalaq, gorek kimindi? bunlar oyrenibler,
neynense adami cirnatsinlar, esebileshdirsinler. ozu de bir shey var. ola
biler ki, motsartin eserini italyan ifa etsin, almandan da yaxshi. yaxud
bir italyan operettasini alman daha yaxshi seslendirsin. ancaq ola bilmez
ki, italyan xalq mahnisini alman daha yaxshi ifa etsin. bu, mumkun olan
shey deyil. elece de bizim xalq musiqisini kimse goturub bizden yaxshi ifa
ede bilmez. ifa edek, yiqishsin dunya miqyasinda bestekarlar, qiymet
versinler gorek hansi yaxindi koke.
- akif bey, bes leyla xanim ve “deyirman” qrupunun “sari gelin”i yeni
aranjirovka ifasini nece qiymetlendirirsiniz? o klipi beyenirsinizmi?
- chox xoshuma gelir. tebii ki, akif oxuyan kimi oxusaydi, o klip chox
gulmeli olardi. amma o qizin oxumaqi o klipi tamamlayir. men onu beyenmeyen
adamlara deyirem ki, chox nahaq. onlarin beyinlerine hekk olunub akifin
“sari gelin”i. amma o qiza qulaq asmaq lazimdir.

mensure novruzqizi
yeni musavat
12-13 mart, 2000,

Sarı gelin
Erzurum çarşı pazar leylim aman
İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün
Sarı gelin aman
Elinde divit kalem leylim aman
Dertlere derman yazar oy nenen
Ölsün sarı gelin

Erzurumda bir kuş var leylim aman
Kanadında gümüş var oy nenen ölsün sarı gelin
Yarim gitti gelmedi leylim aman
Elbet bunda bir iş var oy nenen ölsün sarı gelin
Sari gelin'in Azeri versiyonu da şu şekildedir:

saçîn ucun hörmezler,
gülü sulu dermezler (1), sari gelin.
bu sevda ne sevdadir,
seni mene vermezler;
neynim aman - aman,
neynim aman - aman, sari gelin.

bu derenin uzunu,
çoban gaytar guzunu, guzunu.
ne ola bir gün görem,
nazli yarin üzünü;
neynim aman - aman,
neynim aman - aman, sari gelin.

ashîg eller ayrîsî,
shana teller ayrîsî, ayrîsî.
bir gününe dözmezdim,
oldum iller ayrîsî.
neynim aman - aman,
neynim aman - aman, sari gelin.

 türkünün ermenice sözleri şöyledir:

ambela para para
neynim aman, neynim aman, sari gyalin
yes im siradzin çara
ah, merıt merni sari gyalin
sari gyalin, sari gyalin
nardod yarim

gaynel ez gat gınımanis
neynim aman, neynim aman, sari gyalin
padzvel ez vart gınımanis
ah, merıt merni sari gyalin
sari gyalin, sari gyalin
dardod yarim

 "Ne Ermeni ne Azeri, bir Kafkas türküsüdür ve ismi de sarı gelin değil sari gelin'dir, yani dağlı gelin."

Meraklılarına Bitiş:

Bana sorarsanız, bu minvalde edebileceğim bir çift kelam vardır elbet.

Ne O'nundur ne de bunun.
Söyle ey insanlık tarihi, Türküler ve kardeşlik hangimizindir?
Hepimizindir.
Sarı Gelin, o kimindir?
O, Benimdir.
Ben O'nun.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Turgut Uyar 22 Ağustos 1985

Yahu yazmadan, karalamadan önce Ustaları birer birer anmak gerek.
Filtremden, algımdan yola çıkmak isteyeler, buyrunuz yolculuğumuza...
22 Ağustos 1985’te, Turgut Uyar nefessiz, Cemal Süreya da işsiz kalır ve kalemi eline alır,
Turgut Uyar için bir şiir yazar:
“Öldüğü gün, hepimizi işten attılar!”
Ferhan Şensoy da durur mu, yapıştırır cevabı:
“Ağustos yirmi iki… Dediler, “Ustan ölmüş!” Çok komiksin azrail, Turgut Uyar ölür mü?”

Can Yücel’in deyimiyle “Şiirimizin en kızıl saçlı levendi”, 4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu. 

 "Benim dengemi bozmayınız..."
Bir Turgut Uyar şiiri.


 Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandim
tanriniz buyuk amenna
siiriniz adamakilli siir
dumani da caba
ama sizin adiniz ne
benim dengemi bozmayiniz
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalik ha olmus ha olmamis
sokakta yitirmis cebimde bulmusum
Ama sokaklar şöyleymiş
Agaclar böyleymiş
Ama sizin adiniz ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime gore
Ben tam dünyaya gore
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Kadere ve Gönlüme Dair

İşte ben hep böyle bildiğin gibi:
Kaderi öpüp başıma komuşum,
Gülüşüm, oturuşum, konuşuşum,
Belli efendim, besbelli
Yaşamaktan soğumuşum.
Yaz yağmurları misali yıllarca
Yağmış durmuşum kendi içime.
Zaten dünya öyle dünya ki kim kime
Herkes kendi derdine anca,
Herkesin yüreği lime lime...
Halbuki hayatı sevmem gerekirdi.
Acımayı, sevmeyi oldukça bilirim
Zamanla bir iş tutmayı da öğrendi ellerim,
Hem hayatıma bir de Havva kızı girdi,
Ama gel gör ki bu kaderim...
İşte ben böyle bildiğin gibi,
N'apalım bizi bir kez mimlemiş kader
Her zaman böyle, yağmur bulutundan beter.
İşte böyle hilafsız, gözümün elifi
Her zaman bir romantik portreye benzer...
Ben zaten bu dünyada tek başınayım, hey...
Bir sevdalı gönül bütün varım
Eğer o da olmasa ne yaparım,
Kimbilir hey
Ne yaparım...

ARAMIZDAKİ
...
hayatın kutlu olsun sevgilim ki sana değişe değişe aktım kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım - 
uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında - 
sevgilim sevgilim bir orman gibi çoğal aramızda şehirden bir çocuk olarak şurda burda bir sabuntozu markasında köpürerek çınarın tutsaklığını ve menekşenin tutsaklığını ve menekşenin sevincini yaşa sevgilim sevgilim hüzüne yer var hayatımızda.

   GÖĞE BAKMA DURAĞI
...
 Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım 
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum 
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi 
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor 
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim 
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım 
Bana dönesin diye bir bir kapattım 
Şimdi otobüs gelir biner gideriz 
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç 
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
 Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat 
Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım


Ve Usta'nın benim en sevdiğim şiiri.

palyaço

 i.

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim,“yalan” dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz

ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin

iii.

bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim,“tekrar et!
”sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,
-diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum

iv.

geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz””
otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

”rakı doldur!” dedim,eksilmesin!
ben bazen eksilirim biraz

aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz

v.

kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan
”dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerin dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

vi.

haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz.

T.Uyar



 ”Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.” Turgut Uyar 

özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir?
özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir..

~ Turgut Uyar
Usta'nın vefatına dair hiç bir kelam edememekten ötürü bir başka Usta'ya danışarak düzenlemeyi burada bitiriyorum.

 “Öldüğü gün/ hepimizi işten attılar.” Cemal Süreya


20 Ağustos 2012 Pazartesi

Ey Naz ü İşve Velvele-i Şân Olan Sana

Bazen çok konuşmaaya gereksinim duymam.
Kendimi bir Ustaya bırakırım dilim lâl olur.
Kelimesizliği gelin bir de böyle keşfedelim.

Ey Naz ü İşve Velvele-i Şân Olan Sana
Trt nota arşivinde bulunmuyor. Peh.


PERESTİŞ
 Tapınma
 Put-perest, hayal-perest gibi sözcüklerin türetilmesini sağlayan -perest ekine kaynaklık eden farsça sözcük."eski şiirin rüzgariyle" adlı eserde yer alan ve abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf olunmuş olan Yahya kemal beyatlı gazeli.
Yahya Kemal Şiiri" Nin Musıkimizdeki Yeri  

Münir Nurettin Selçuk
 (1899 – 27 Nisan 1981) İstanbul’da doğdu. 
 Türk Musikisi tarihinde ilk solo konseri veren ses sanatçısıydı. 
  Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bir kültür köprüsüydü. Adı, Türk Musikisi’nde  “milât” olarak değerlendirilen büyük musikişinaslardandı. 
Bekir Ünlüataer güftesi Yahya Kemal Beyatlı'nın ve bestesi Münir Nurettin Selçuk'un olan Kürdilihicazkâr şarkıyı (Ey naz-ı işve velvele-i şan olan sana) söyler.


 Ey nâz-ü işve velvele-î şân olan sana
Ömrünce mest olur nice hayrân olan sana

Fevvâre ka'r-ı havza düşer şermsâr olur
Baktıkça gülsitanda hırâmân olan sana

Her âh bir hitâb idi körfez'de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana

Her cevr her cefa yaraşır hüsn ü ânına
Bîdâd kıl keremse de şâyân olan sana

Tavsîfi mûsıkîye bırakmak diler Kemâl
Bulmaz lisanda nağme senâ-hân olan sana

Beste: Münir Nurettin Selçuk
Güfte: Yahya Kemal Beyatlı
Makam: Kürdilihicazkâr
Usul: Semai
Form: Şarkı
Seslendiren: Bekir Ünlüataer

İlgilenenler için iyi bir makaleler.
YAHYA KEMAL’İN GAZELLERİNDE SEVGİLİ VE
ÂSIK TİPİ

16 Ağustos 2012 Perşembe

''İnsanın kürsüsü suskun yüreğindedir; geveze aklında değil.''

 Merhabalar canım kardeşim.
Bu blok üzerinden bir şeyler karalamak isterken daha da farkediyorum ki yazmak, insanlığın düşün dünyasındaki çözümlemelerin sonucu olmaktan daha çok eksikliğin büyümesi haline dönüyor.
Buyrun... 
Bu yazıya girişmeden önce "Ne üzerine düzenleme yapayım?" derken giriştiğim haftalık araştırma anahtar kelimeleri.


Feraset
Hedef şaşırtmak
İzzetinefis
Modernite
Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
Pespayelik
Psikotik
Utanmak güzeldir.
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Benim bunda kararım yok
Vekar
Frida kahlo
Yaşar Aksoy
Ernest hemingway
Anakronizm
Hedonism
Hilye i şerif
İcazetle lider olmak
Limbik sistem
Pastafaryanizm
Schrödinger denklemi
Sarı gelin
Tarafsızlık
us
 Pir Sultan Abdal
 Aristo
 Şeriat
 24 Ocak 1993
 2 Temmuz 1993
 Liberal milliyetçilik
 Ulusalcılık
Ulusçuluk
  Batıcılık
 Etnik
 Bir şeyin teorisi
 Okuma yazmayı söken her insan artık okuyup yazmayı becerdiği için dünyaya karşı ilk tepkisi ‘kandırılmasına’ karşı isyanıdır..
 Ahilik sistemi
 Hendese
 Pejmürde
 Zül saymak
 Çöl demokrasisi
 Borderline
 Fıtri
 Mülahaza
 Uçurumları sevenin kanatları olmalı. Friedrich Nietzsche
 Paslanacağımıza yıpranalım...R. Cumberland
 Kronos
 Frank Drake
 SETI (Search for Extra-Terrestrial Intelligence; Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması)
 Drake denklemi
 Antik astronomi
 HÜVE'L BAKİ
 Hüsnü zan la mükellefim

"Karanlıktan korkan bir çocuğu,kolaylıkla hoşgörebiliriz.
Yaşamdaki asıl trajedi;
Yetişkinlerin,aydınlıktan korkmasıdır.
Plato M.Ö.427 - 347"

 
Bunlar etrafında kendime 2 Öğüt:
 
Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma;
Anlatılanları iyi dinle.
KIZILDERİLİ ATASÖZÜ


''İnsanın kürsüsü suskun yüreğindedir; geveze aklında değil.'' - Halil Cibran

12 Ağustos 2012 Pazar

Can Baba ve "nihil humanum mihi alienum est"

 Can Baba'nın kendi sesiyle çıkalım Yol'a.

 Bundan ya 2 ya 3 sene öncesi (yılları karıştırıyorum da bazen).
Datça'da Can Baba'nın mezarına gidip, şarap içtim.

 

 Mezarına gitmeden şarap alıyorsunuz.
Yanına geliyorsunuz Usta'nın.
Açıyorsunuz şişenizi.
Şu anda tam karşınızda gözüken Ana karnındaki Fetüs-Cenin'i andıran heykelin üzerinden döküyorsunuz şarabınızı.
Salınıyor, yol alıyor şarap.
Süzülüyor göbek kordonundan mezarın üzerine geliyor.
Bir Baba içiyor ardından Siz.

 

Doğum ya da ölüm tarihiyle ilgili hiç bir ibare yok.
Üstteki fotografta yazı görünmüyor ama önde yazan şu:
 "Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi."

 

   SEVGİ DUVARI

       sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
      kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
       dilimizde akşamdan kalma bir küfür
        salonlar piyasalar sanat sevicileri
       derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni

  yakanda bir amonyak çiçeği
      yalnızlığım benim sidikli kontesim
     ne kadar rezil olursak o kadar iyi

       kumkapı meyhanelerine dadandık
      önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
      aramızda görevliler ekipler hızır paşalar

          sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
         öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
        çöpçülerin elleriyle okşardın beni
        yalnızlığım benim süpürge saçlım

        ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

            baktım gökte bir kırmızı bir uçak

           bol çelik bol yıldız bol insan
           bir gece sevgi duvarını aştık
          düştüğüm yer öyle açık seçik ki

           başucumda bir sen varsın bir de evren
          saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
         yalnızlığım benim çoğul türkülerim

          ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

                                            
Can YÜCEL
                 
 SONNET LXVI
Tired with all these, for restful death I cry,
As, to behold desert a beggar born,
And needy nothing trimm'd in jollity,
And purest faith unhappily forsworn,
And guilded honour shamefully misplaced,
And maiden virtue rudely strumpeted,
And right perfection wrongfully disgraced,
And strength by limping sway disabled,
And art made tongue-tied by authority,
And folly doctor-like controlling skill,
And simple truth miscall'd simplicity,
And captive good attending captain ill:
Tired with all these, from these would I be gone,
Save that, to die, I leave my love alone.
 
66. SONE
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, 
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. 
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, 
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, 
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, 
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, 
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru, 
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, 
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, 
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, 
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, 
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e  
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, 
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama. 
 William SHAKESPEARE

Çeviri : Can YÜCEL

 Buna Çeviri değil Türkçe söyleyen denir ki kitabının kapağında da Can Yücel, "Türkçe söyleyen" denmiştir.

Metamosmoris

İlkin ELİFBA’ydı
Sonra ALFABE oldu
Derken ABeCe
Şimdi de A.B.D.

EPİGRAM   
Marx’ın da pek sevdiği bir Latin sözünü anımsıyorum  
Nihil humanum mihi alienum est  
Bu sözün altına ben de imzamı basıyorum  
İnsana ilişkin ne varsa kabulüm  
Şu hümanistler hariç  
  
                          Can YÜCEL

nihil humanum mihi alienum est = insana ilşkin ne varsa kabulum

 

Buna da kabul müsün be Baba?  

 

 


Seke Seke

Çatal yuregimle turkulu yollara
dustum ki o kadar olur...
seke seke ben geldim
sike sike gidiyorum...

Can Yücel

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Ben, tabutumu taşımayacak insanları önemsememeyi çoktan öğrendim.

 Günler geçer, 
insan susar,
insanlık susar, insanlığa.
Bayağılık kolay dağılır, ben dağılırım.
Parçalanmış taraflarımı kuş sesleri toparlar, mik mik mik.
Bütün ümidim Doğadadır.
Kendimdedir, yalnızlaşırım .
Anlatamayacağım boşluklardan, anlatabildiğimi zannettiğim anlık başarılı konulara ihanet etmediğimde anladım ki;
ben hiç bir zaman bir kelam edemeyeceğim.
İstersen devam etme bu yazıya kardeşim benim, vallahi. 
Tamamen zihnimin girdaplarına, kafamın estiğine gittiğim bir deneme oluyor bu. 
Ben dahi bilmiyorum şu an paylaşacaklarımızın nereye gideceğini. 
Yazının, perdesizlik ve kibirsizlik filtrelerinden geçerek sunulmasının ne derece samimi olabileceğini şu anda uzun cümlerle, hiç sevmediğim şekilde, tartarak devam ediyoruz.
Ama kim kime ne anlatabilmiştir ki, gerçekten.
 Epik bir sıkıntı içerisinden ürün çıkarabilse dahi.

"Zeytin" desem herhangi bir yerde:
Olimpiyatlara dair eleştirilerimin, İngilterenin açılış töreninde; kapitalist, sömürgeci tavrını gizleyen Sanayi Devrimini anlatan yapıtlarına kadar anlam yükleyebilecek kişiler varken. 
Buna karşın, "Adamlar yapıyolar abi" diyebilecek kadar gözü görmez, kendini geliştirmemiş, kendi tabağına konulanı almış kulübe insanları da var. Da'sını yediklerim, var.

"Ramazanda denir mi şimdi ki bu" deyip anlık popülerite, beğeni, kibir çıkmazlarında kendilerinden meskun hal yalnızlıklarında bulunduklarını bile anlayamayacak kitle "gençlik" var. 
"Yığın" gençlik var. 
Yığın zavallılık var. 
Sen de kimsin ki , ne başarabilmişsin ki kardeşim bu lafları ediyorsun dersen de. 
De.
Ben, tabutumu taşımayacak insanları önemsememeyi çoktan öğrendim. 
Vefa'yı öğreten kardeşlerim var benim, şükür. 
Bu saçma sapan yazı da ne kadar "Saçma" bir adam olduğumun göstergesi olsun.
Sen Kral ol, ben Rind.
Şimdi vurda çık kapıyı, ses olsun suskunluğuma.


Bağlantısız devam ediyorum, çıkmayanlar için. 

Batı ve Doğuda bahsedeceğim, pek tabiki yargıda bulunmadan, sekilecek taşları dizerek.

 “Uyan Ey Gözlerim” eseri, bir sabah namazını kaçıran ve hicranını dile getiren, bir devlet adamının, bir Sultanın, Sultan III Murad Han’ın eseridir.


UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN- SULTAN 3.MURAD HAN

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan


 "Senfoni ile İlahiler"
Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının "Hacı Sabancı'yı Anma Konseri"

 Düet Guitar & Ney Instrumental Sufi Music

 Benim gibi "manyaklar" için.

24 farklı icra.

 Kararım Yok

 benim bunda kararım yok
    ben bunda gitmeye geldim
    bezirganın metaım çok
    alana satmaya geldim

    ben gelmedim dava* için
    benim işim sevi için
    dostum evi gönüllerdir
    gönüller yapmağa geldim

    dost esriği deliliğim
    aşıklar bilir neliğim*
    değşiriben* ikiliğim
    birliğe bitmeye geldim

    o hocamdır ben kuluyum
    dost bahçesi bülbülüyüm
    ol hocamın bahçesine
    şad olup ötmeye geldim

    bunda biliş olan canlar
    anda bilişirler imiş
    bilişiben hocam ile
    halim' arz etmeğe geldim

    yunus emre aşık olmuş
    maşuka derdinden ölmüş
    gerçek erin kapusunda
    halim arz etmeğe geldim

 Yunus Emre

 "Kalite hiç bir zaman rastlantı olmadı." isimli videomuz. :D
 

Ellerinize ve Yalana Dair

 Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.
Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.
 Nazım Hikmet Ran


Unutmadan:

Bu ülke batının emperyalizminden, doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur . Gazi Paşa

Batının ilk yok ettiği önce kendi işbirlikçisidir.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Sade



Sade

Hangimiz nerede unuttuk sevdayı?
Ah nerelerde unutuldu yağmurun kuytu güzellikleri,
uzak kaldılar köhneliğime kalbim vakur.
Ben hala yağmur tanesi kadar sıcakken bir soğuk akşamüstü
yavaş yavaş ılık,
derin derin soğuk.
Sen,
uzak uzak beyaz,
için için haki.

Neden buluşamadık ey renklerine yandığımın ışık hüzmesi yansıma farklılıklarımız ?
Neden dalamadık zifiri bir karanlığa kahraman martılar misali ?
Kargadan beyaz,
güvercinden geniş.

Neden adam gibi yaşamayı beceremeyen göze alamaz ölümü ?

Ölüm bir tenha kemik torbası,
yaşadığını zannedene var,
Ana karnını hatırlayamadığını kavrayana sır.

Aşk bir sır anlayamayana
Aşk bir sonsuzluk
sonluluğunu yaşayana.

Sevdalar bir sincap unutkanlığı insan yüreğinde.
Sen bir tebessüm, yalnızlık ülkeme.

Ben unutmadan seni,
Sen unutmadan beni.
Zaman beklemez,
mekan zahiri.
Aman ha hızlar değişken.
Ve giremeden tabiat kanunu aramıza
Diren
Newton'a,
Kuantuma,
İzafyete.
Sade,
sadeliğinle,
sadece.

Gülüver şimdi.


Kızılçullu

Eyüp kardeşim ve yürek sızısı

Uzun zamandır blogumda yazmıyorum. Ne düzenlemesine, ne imlasına ne de tasarımlarına dikkat ettiğim bir yazı olacak bu. Beni çok etkileyen ...