8 Haziran 2012 Cuma

İstasyon insanları, Dünya Çevre Günü ve Tuana

Bugün, günlük değerlendirmeler ile haftamızın benim için önemli konusu ile ilgili öylece bir yazıya girişiyorum.
Hadi, yürüyelim.

 
Günlük yaşam içerisinde insanların yapay karmaşası ne ilginçtir ki çok olağan karşılanıyor.

Herkes bir yerlere yetişme peşinde.
Bir şey ardındın koşuyor.
Belki hedefli, belki sürüklenerek.
Buna meydan okuyanlar sürükleniyorlar.
Marx'ın "emeğe yabancılaşma" olgusunu düşünmeden, anlamadan, okumadan 
çokça kendine yabancılaşıyor kişiler. 
 Hayatındaki derdinin mükemmel çözümlemesinin bu olduğunu anlayamıyor kitleler.
Ve fakat; anlatmaya çalışsan ki Dayı'ya, 
"abi sen aslında insanın temelinde yatan bu sosyopsikolojik halden ötürü tatsızsın, gel değerlendirelim, oturalım konuşalım." deyiversen.
Dakikasında çok bilmiş ama bilmeyen, hadi canım sende edasını gözlerinizin önünde görebilirsiniz.
İnsanlar kitap okumazlar.
Kitapla yönetilirler.  
Bu pusulayı unutma.   
  
Çoğunluk 'Gözlerimi kaparım vaziemi yaparım' edalarında hayatı idame etmeye çalışıyor.
Çokça üzerinde konuşulup yazılabilir, ince ayrıntılar üzerine verilerim var cebimde ama seni sıkmak istemem canım kardeşim.
Ben demesem de siz tartarsınız hangi düşünce bahçelerinde gezindiklerimi.
 

istasyon insanları burdalar tesadüfen 
 aynı rüyayı görüp ayrı yerlere giden


1:47 de-
Eskiden, çok eskiden
Ben daha çok küçükken

Henüz cennet plajı
Otopark olmamışken
Mercanların arasında
Küçük balıklar vardı

Bu haftanın önemli olayı
5 Haziran Dünya Çevre Günü.
 BİZ KUTLAMIYORUZ
çünkü TBMM Çevre Komisyonu'nda doğamızı büyük bir yıkıma sürükleyen
Tabiat Kanunu 15:00'da görüşülecek.
74 STK'nın görüşlerini hiçe sayarak hazırlanan kanun tasarısı koruma altındaki alanlarımızı
 HES, Nükleer, maden, turizm, konut ve tarım yatırımlarına açabilecek düzenlemeler içeriyor. 
 Yaklaşık 10 yıldır ülke gündemini meşgul eden 2B ormanlarının satışını içeren tasarı 18 Nisan’ı 19’una bağlayan gece yarısı çoğumuz uykudayken yasalaştı.

 Nehirleri HES, dağları maden şirketlerine satan Türkiye’nin yöneticileri, önceki gün gece 2’de 2B Yasa Tasarısı’nın birinci bölümünü kabul ederek ormanlarımızı da satmanın yolunu açmış oldu.


İnsanoğlunun doğal kaynak tüketimiyle yeryüzüne bıraktığı "ekolojik ayak izi"nin aynı hızla artması durumunda, dünyayı gelecekte olası ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakabilir.
Türkiye'nin bıraktığı ekolojik ayak izi miktarına bakıldığında ise aynı hızla gidilirse 1,5 gezegene daha ihtiyacı bulunuyor.

WWF Yaşayan Gezegen Raporu 2012

 TEMA Vakfı Su Kanunu Tasarısı

Yol'a devam.
Kafa toparlayalım biraz.

Hayatlarımızın yollarında, istasyonlarda hep beklenilinene:
Şahane bir yorum.

 

 Uyarlanılan parça.

Paco de Lucia - Palenque Suena

 
 paco de lucia versiyonunun tam saniyesinde başlayan videosu için;

Tuana: Farsça olup güçlü, kuvvetli veya ayışığı manasındadır.
Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası.
Tuana:‘Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ sanılıyor.
Fakat Tuana ‘Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ anlamına gelmiyor.
Kuran-i Kerim'in Arapça yazıldığını herkes biliyor.
Tuana ise Arapça kökenli bir isim olmadığı için Kuran’da geçemez ve cennet ile ilgili bir anlam taşımaz.

Tuana: Yunan mitolojisinde Tabiat Tanrısına verilen isim. 


Tut, asırlık umutlarla acılarla
Tut, bırakma peşini hayatın ateşini gel.

Gel.

Eyvallah.

31 Mayıs 2012 Perşembe

10 üzeri(-35)m ile 10 üzeri(26)m arasında mucizevi bir yolculuk bu.

Merhabalar Canım Kardeşim.
Uzun bir yazı olacak baştan belirteyim kafan rahatken oku, lütfen.
Ne benden sıkıl 
ne de özendiğim derlememle seni sıkayım isterim çünkü ben.
Karışık, çokça noktaların birleştiği
bazen birleşemediği derlememizle uğraşırken çok keyif aldım ben, 
 sende al isterim.
Hadi Yol'a çıkalım.
Ama önce yakıtımızı alalım.
Parçanın yazıyla anlam ilişkisi bulunmaktadır.

 

 http://www.sing365.com/music/lyric.nsf/Salva-Mea-lyrics-Faithless/39AB3040BED3595A48256A8B001F6ACD
 Yazıda yer alan bütün bilgiler bence belirli noktalarda birleşmektedir.
Ama şu şununla, bu bununla bağlantılı demeyeceğim her seferinde ki benim bağladığımdan daha farklı noktalara da bağlayacağınızı biliyorum.
Teşekkür ediyorum ve başlıyorum.

 Sokrates, "Kendini tanı, o zaman başkalarını ve evreni de tanıyacaksın" demiş.
Bizde bu Yolda ilerleyelim bakalım neler çıkacak önümüze.

1.7 metre insan boyutundan başlayıp bu evrenin neresinde olduğumuzu dair 
bakış açımızı genişletecek bir link veriyorum. 
Lütfen tıklayınız ve düşününüz.
İmleci sola ve sağa hareket ettirerek yolculuğunuza başlayın.

Bu linkte gerçekleştirdiğimiz yolculuktan verilerimizi alıyoruz şimdi.
10-35 m-1026  m arasında mucizevi bir yolculuk bu.
 10 üzeri(-35)m: kuantum köpüğü-daha küçük bir varlığın fiziksel anlamı yoktur.
 10 üzeri(26)m:Kainatın hesaplanan büyüklüğü
 1 planck length = 1.616199 × 10-35 meters 
 93 milyar ışık yılı Evrenin Çapı
1 IY (km) = Işık hızı (km/s) x bir yıl (saniye)
  • 1 IY = 9,460,730,472,580.800 "km"
Görselliği sevenler içinse bu da şahane bir videomuz.
Videoda el sallayan benim görürseniz haber edin. :D

Gökyüzünü incelediğimizde, inci tanecikleri gibi parlayan, varlığımızın hammaddeleri yıldızların bizler gibi doğup büyüyerek,olgun hale geldikten sonra  yavaş yavaş yaşamlarının sona erdiklerini görmekteyiz.
Ama bir farkla; bizler sessizce bu dünyayı terk ederken,yıldızların ölümü etrafındaki diğer yapılar için bir tehdit halini alır.
Yıldızlara benzetilen Ünlüler için de öyle olmaz mı? Bakınız: Zeki Müren, Kemal  Sunal, Adile Naşit

 

Biri mikrometre boyutlarında, diğeri ise milyarlarca ışıkyılı boyutlarında.
Biri, bir farenin beynindeki nöronları gösteriyor, diğeri evrenin temsili resmi.

Soldaki resim, Brandeis Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olam Mark Miller tarafından, beyinde nöronların nasıl bağlandıklarını incelemek amacıyla çekilmiş bir resim.

Sağdaki ise, uluslararası bir astrofizik grubu tarafından bir bilgisayar benzeştirmesi ile oluşturulmuş olan ve evrenin nasıl büyüyüp evrimleştiğini gösteren, büyük gökada kümelerini ve karanlık maddeyi de içeren bir evren görünümü.

Benzerlik ne denli şaşırtıcı değil mi?

Ey insan, sen de âlemler gizlidir…” Hz. Ali.

Bizim 1.5 kg lık beynimiz içerisinde trilyonlarca hücre taşıyor. 
Mikro içre makro bu iş.
Makro içre mikro bu yahu.

O zaman bir soruya yönelelim hep beraber:
 Siz Mi Evrenin İçindesiniz Yoksa Evren Mi Sizin İçinizde?

 Tüm hayatimizi beynimizin içinde yaşariz.
 Insan kendi bedeninin de ancak kopyasini görebiliyor. 
Zihninde oluşan yansımasını.
Yani her insan hayati boyunca, disarida ne oldugunu, kendi bedeni de dahil nesnelerin nasil oldugunu asla bilemeden, kafatasinin içindeki magarasinda yasiyor.
Insanin beynindeki görme merkezi yalnizca birkaç santimetrekare büyüklügünde. 
Bütün görüntü, mesafe, derinlik, yükseklik, metrelerce alanlar yalnizca bu birkaç santimetrekare büyüklügündeki görme merkezinde olusuyor.

âlem-i sagîr(küçük âlem,mikrokozmoz) ve âlem-i kebîr(büyük âlem,Makrokozmoz)) 
arasında ne büyük düzen var a Kardeşim benim.




(Hemen bir müzik yenilemesi ve zihin toparlaması arası)
Herkes dünyayı değiştirmek ister ; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez!  Tolstoy
if you wanna make the world a better place
take a look at yourself, and then make a change

 Mikrokozmos
ANLAMLAR:

   1. (felsefe) İnsanı tüm evrenin bir yansıması olarak kabul eden felsefe terimi
   2. (biyoloji) Küçük canlıların dünyası
Kökeni : (Fransızca) microcosmos -Fransızca'ya Yunanca küçük evren anlamına gelen kelimelerden geçmiştir.
Küçük bir evren olarak kabul edilen canlı organizmadaki tüm ögelerin oluşturduğu bütün.

Güzel bir yazı dileyen okur fakat uzun belirteyim de kızmayın. 
Okunmasa da konu anlam bütünlüğünde bir sarkma olmaz.
Makrokozmoz (kâinat/evren)    Mikrokozmoz (insan/küçük evren) bunu kafada tutalım yeter.

Gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden vb..den oluşan kainat sistemine makro kosmos denilir.
Bu kozmik yapıya çok benzeyen sistemler atom içi parçalarda da mevcuttur.
Örneğin; elektronların çekirdek etrafında dönme hareketi; gezegenlerin güneş etrafında dönmesi hareketine benzetilebilinir.
Ayrıca Atom içinde proton, elektron ve nötrondan başka sayısı 50yi geçkin parçacık bulunmaktadır. Herbirinin kendine ait görev ve rolleri vardır.
Mesela, fotonlar; ışık enerjisidir ve atomdan yayılarak kendine has renkte ışıma sağlar.
Bu ışımalar evrende, her galaksinin her nebülozun kendine has rengine benzetilenbilinir.
Bir başka örnek; Gluonlar atomdaki parçacıkların bir arada bulunmalarını sağlarlar, dağılmayı önlerler. Evrendeki sistemleri de bir arada bulunduran ve dağılmayı önleyen örümcek ağına benzer bir yapının varlığından söz edilmektedir.
Tüm bu parçacıkların hepsini birer göktaşı, gezegen kabul edersek; hepsi bir etkileşim içerisinde bir arada bulunduklarında atom, yani (makroya benzetirsek) sistem oluşur. Milyarlarca atomun yani sistemin etkileşmesi ile de nesneler ve eşyalar, yani; gök adalar, galaksiler oluşur.

 Uzun ama iyi bir belgesel

 “Arştan, tahte’s – sera’ya kadar âlemde ne var ise, karşılığı insanda vardır” Hacı Bektaş Veli

En küçük oluşumun içinde en büyük oluşumların olması derken aklıma geleni söyleyip hemen konumuza döneceğim.  
Bütünün içindeki bütünsel parçaların 
küçükten nasıl bütünü oluşturabildiğini anlamamız açısından önemsiyorum bunu.
Fraktal: kucuk ve buyuk olceklerde kendini tekrarlayan geometrik sekil.

 

İlk görüntü pek uzak gelmedi size de değil mi? 
Da Vinci Amcadan Pentegramdan falan (unutmadan ben ne birleştirirem birleştireyim arka sında yatan dinamiklerle hiç mi hiç alakam olmaz sadece öğretilerine, bilginin,insanlığın aklına merakım) 
Vitruvian Man diyelim bir bakalım.





















Wǔ Xíng Çin öğretilerinin 5 elementi 
















Bu konuya girerken hiç farketmemiştim ama daha önceleri sıkça merak ettiğim konuların birleşimine Yolculuk etmişim, doğaçlama.

Stephen W. Hawking Dayının "büyük birleşim kuramı"ndan çokça ilgilendiğim Sicim Teorisine kadar genişçe bir konu bu ama şimdi girmeyelim. 

Bir tadına bakalım. Yeter.

Konudan uzaklaştık diyebilirsiniz ama şöyle birleştireyim Sicim dediklerimiz en üstte belirttiğimiz, tek boyutta uzanan 10üzeri -35 metre uzunluğundaki nesnelerdir.
Sadece uzunlukları vardır. Sicimler, arka plandaki bir uzay- zamanda hareket ederler.

Stephen W. Hawking Dayı bu konuda ne demiş bir bakalım .

“Günün birinde eksiksiz bir birleşik kuram bulursak, bu, yalnızca birkaç bilimci tarafından değil, genelinde herkes tarafından anlaşılabilir olmalı. İşte o zaman biz hepimiz, feylesoflar, bilimciler ve sokaktaki adam, “biz ve evren niçin varız?” sorusunu
tartışabileceğiz. Hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en yüce zaferi olacak, çünkü o zaman Tanrı’nın aklından neler geçtiğini bileceğiz”.



Dayımızın son kitabını tanıtayım. Ceviz Kabuğundaki Evren | Stephen Hawking

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ceviz_Kabu%C4%9Fundaki_Evren_%28kitap%29 

Daha önce de demiştim.  

şiir çözer hep dahaönce, 

daha daha 

önce önce meseleleri.

http://ustaogluemredemir.blogspot.com/2012/03/sadece-esermehmet-gureli-kimse-bilmez.html



6:30 da Büyük Usta Genco Erkal eşsiz ifadesiyle devam eder:

Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 
Nazım HİKMET
Şiirin tamamı için: http://siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/yasamaya_dair.htm 

 

MIKROKOZMOZ

Gözüme altın bir damla gibi akan yıldızın ışığı 
ilk önce boşlukta deldiği zaman karanlığı 
Toprakta göğe bakan 
Bir tek göz bile yoktu 
Yıldızlar ihtiyardılar 
Toprak çocuktu... 

Yıldızlar bizden uzaktır 
ama ne kadar uzak, ne kadar uzak 
Yildızların arasında toprağımız ufaktır 
ama ne kadar ufak, ne kadar ufak.. 

Ve Asya ki toprakta beşte birdir 
Ve Asya'da bir memlekettir Hindistan 
Kalküta Hindistan'da bir şehirdir 
Benerci Kalküta'da bir insan.. 

Ve ben, 
haber veriyorum ki size 
Hindistan'in Kalküta şehrinde 
bir insanın yolu üstünde durdular 
Yürüyen bir insani zincire vurdular... 
 
 Ve ben, 
tenezzül edip 
başımı ışıklı boşluklara kaldırmıyorum 
Yıldızlar uzakmış 
Toprak ufakmış 
Umurumda değil 
Aldırmıyorum... 

Bilmiş olun ki benim için 
daha hayret verici, daha kudretli 
daha esrarlı ve kocamandır 
Yolu üstünde durulan 
Zincire vurulan 
İnsan.   

NAZIM HİKMET RAN

  Eyvallah.




29 Mayıs 2012 Salı

25 asır, 66 yıl, 20 milyon çocuk, Noooluyoehou leaaeoun.

Merhaba.
Bir kaç "akıl tutulması" haber sıralayacağım.
Ardından bir kaç bilgi.
Devamında da çözümleme cümleleri ve kısa bir videoyla bitireceğim düzenlememi.
Bazı kişilere açıklamalar yapmanın;
zekalarına hakaret olduklarını düşündüğümden konular üzerinde yorumlar yapmayacağım.  
Sekilecek taşlar hesabı, yine konuyu benliklerinize bırakacağım.

Sokrates 25 asır sonra beraat etti.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/20633544.asp 
Yunanistan'da, Atina'da kurulan temsili bir mahkeme, MÖ 399 yılında "tanrılara saygısızlık ve gençleri baştan çıkarmakla" suçlanarak ölüm cezasına mahkum edilen Yunan filozofu Sokrates'in masum olduğuna karar verdi. 
Yaşamı boyunca, kimsenin bile bile kötü olmadığını, her kötülüğün bilgi sanılan bir bilgisizlikten ileri geldiğini savunan Sokrates, "doğruyu bilen doğru davranır" diyor, doğru bilginin doğru eylemi gerçekleştireceğine inanıyordu.
 66 yıl önce ölen ünlü fizikçi de iddianamede

http://www.ntvmsnbc.com/id/24958414/ 

 İddianamenin 1114’üncü sayfasında, yazar Ümit Oğuztan’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda el konulan evrak ve dökümanlar sıralanırken, İtalyan fizikçinin adı da iddianamede ‘Nikola Tesla isimli şahıs’ olarak geçiyor.

Tamam HAARP la ilgili benimde bilgilerim ve görüşlerim var kardeşim.

Hatta bu haberden daha önce.

Ama şimdi konumuz bu değil canım benim, ya da malum dava da değil. 

Benim üzerinde durduğum konu başka, gel yürüyelim.

Bu konular etrafında, çağımız dünyasının gerçek meseleleri üzerine bir kaç veri sunuyorum.

" Gelişmiş ülkelerde bir günde çöpe giden yemeklerle Afrika kıtası 18 gün doyabilir.
 Dünya'da her yıl ortalama 20 milyon çocuk fakirlik nedeniyle tedavi edilememesi sonucu hayatını kaybediyor.
 Dünya üzerindeki canlıların yalnızca %1'i karada yaşar. Geriye kalan %99'u okyanuslarda yaşamaktadır."

Nedir bu zahiri haller, 
olaylar, 
gündelik meseleler
anlamadım gitti.
Çaktırma anladım, anladım da uzun konuşuruz onu.



 Hadi gel bir Usta'ya kulak verelim.
 "Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz, öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi.''

[Ömer Hayyam]

 Çocuklar günde ortalama 350 - 400 kere gülerken, yetişkinlerde bu rakam 10 ila 15 arasında değişir.

 Noooluyoehou leaaeoun.
Hadi eyvallah.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Karagöz


Huzurun kaybedilipte bulunamadığı derin Orta Doğu coğrafyalarında kaybolmuş köhne gençliğimiz.
Ve biz hep umulanı çabalarken, 
gençliğimizi azad etmişiz manolya beyazlıklarında.
Manolyalar pembemidir
beyaz mı yoksa
Yok sarımı dersiniz
hem bizene bundan 
ipe sapa gelmez botanikçiler eşelesinler ailelerini güzelliklerin fiziki çözümlemeleriyle,
umrumdu çok.
Missisipi hangi kıtadadır?
Trenler yaşarlar mı orada?
Hüzün kaç kuşak taşınır yüreklerde, yurdum kadar mı?
bilmem
bilemem
bilemediğimiz kütüphaneler sokağıdır ömrüm,
bildiğini zannedenler muhtar
bense melamet hırkalı kukla tiyatrosu bilet gişesi sorumlusu Karagöz
Ateş edemem her hüsnü kuruntuya
belimde beylik tabancam
tabancam küskün ömründe işe yaramamaktan
Biliriz ki;
silahların kaderidir öldürmek
hangi silah başarmış ki yaşatmayı
Aşktan başka.

Kızılçullu

25 Mayıs 2012 Cuma

Aşk üzerine, Nâzım, İstiridye ve Turgut Uyar

 Aşk üzerine karalamak isterken;
bende bu koca deryayı anlatamadan
anlatılamama yarığını daha da büyütmeyeyim istedim.
Bu yüzden sadece konumuz hakkında derin hisler beslediğim eserleri paylaşıp, 
sekilicek taşları huzurlarınıza sunup,
uzaklaşıcam buralardan.
  * * * Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
                    içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
                    ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
                        senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
                                     yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
                    biri sen
                    biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
                                bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
                  belki diyor.
 
                                                                18 Şubat 1945
                                                                Piraye Nâzım Hikmet
İstiridyeler kendilerini atıklardan korumak için sedef tozu üretirler ve bunun kumla karışması sonucu zamanla inci tanelerini oluştururlar.
"İç"imde oluşacak Taneme.

Göğe Bakma Durağı / Turgut Uyar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.


Huzurla.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Kırmızı Karınca


Öğününü sırtlamaya, kaldırmaya çalıştıkça başarısız olan bir karınca açlığındayım
Hırsım değişken
Yorgun oldukça acıkıyorum
Ve İştahlı oldukça küskün günüm.

Bir mucize bekler dururum bir çoban çeşmesi bilgeliğince,
Koyun yalağı yosunu bahçemde ömrüm.

Karıncayım ben kendi aklımca
aklımın kararınca
Bir kısrağın boynundayım bugün, kendi bacaklarımla gidebildiğimin milyon katını gideceğim.
Daha hızlı,
daha hızlı, kütle olmadığınca
hüznüm olmadığınca
küskün olmadığımca hızlı olayım istiyor canım izafiyet tesadüflüğünde

Sahibine servetler kazandırmış bir rüzgara sevdalı kısrak  çaresizliğini hayatlaştırıyorum
Ben
ben karınca
dişlerim bir atı devirir
attan bir cüce düşer
cüce kapitalizmi üretir
ben adaleti sağlarım
yalanlara ağlarım

evet ben
ben karınca
Hiç bir martının yalnızlığı tercih edemediği kadar küskün boynum
evet boynum
benim de var
olamaz mı
gelir ısırırım seni

evet ben
ben kırmızı karınca
nasılda inandılar koca Gaziyi öldürdüğümüze
sen sen karınca.
Ama ne demiştim benimde aklım var kararınca.
Şerefe boynumuz kıldan ince,
şerefsizliğe de çözümlerim tilki kurnazlığınca

Oysaki bütün kainat bilirdi O'nunla kardeşiz biz
nasıl kandınız.
Yaratılış ziyanı karınca insanlık
bir güzelliği kızıllığın yıkabildiğine
hem siz aşkıda ölümleştirirsiniz
kızılllık
bir güzellik bilemezsiniz
Bilme de böylesi olsun halim ve tavşan kanı kırmızı sıcaklığındadır gülüşlerin.
Uyuma.
Gül de mehtap gözlerini aralasın.

04:10
20.02.2012
Kızılçullu

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Öyle bir ölsem Öyle bir ölsem çocuklar Size hiç ölüm kalmasa.

Konu o kadar ağır ki, üzerine yorum yapmayacağım.


Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar. 

 
 
1995 yılı temmuz ayında katledilen 10.000 kişi içinden 
4 yaşında küçük bir çocuk ölmeden hemen önce annesine 
“çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne ?” 
diye sorar...
 Öyle bir ağlasam
    Öyle bir ağlasam çocuklar
    Size hiç gözyaşı kalmasa.

    Öyle bir aç kalsam
    Öyle bir aç kalsam çocuklar
    Size hiç açlık kalmasa.

    Öyle bir ölsem
    Öyle bir ölsem çocuklar
    Size hiç ölüm kalmasa.
 Aziz Nesin


Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk.
 Nazım Hikmet Ran

Eyüp kardeşim ve yürek sızısı

Uzun zamandır blogumda yazmıyorum. Ne düzenlemesine, ne imlasına ne de tasarımlarına dikkat ettiğim bir yazı olacak bu. Beni çok etkileyen ...